İlkokul yıllarında dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olduğumuz öğretildi bizlere. Ayrıca yerli malı kullanmanın ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılarak, panayır havasında yerli malı haftamızı kutlardık. Tabii o günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı. 1980 darbesi sonrasında etrafımızdaki insanların değişimine tanık olduk. “Her koyun kendi bacağından asılır”, “Benim memurum işini bilir” gibi liberal ve hedefe giden her yol mübah felsefesi topluma egemen olmaya başladı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Köylü milletin efendisi’ söylemi de bu yıllardan itibaren artık etkisini yitirmeye başladı. Toplumun belkemiğini oluşturan tarım sektörü, liberal rüzgarın etkisiyle önce devlete yük olduğu söylenerek, en önemli kurumlarını özelleştirmeye kurban verdi. Süt Endüstrisi Kurumu, Et Balık Kurumu, Sümerbank Fabrikaları birer birer zarar ettirilerek kapatıldı. Tariş başta olmak üzere çiftçinin bel bağladığı kooperatifler de etkisiz hale getirildi. İşte Özal döneminde temelleri atılan, son 20 yıldır da uygulanan neoliberal politikalar yüzünden bugün tarımsal üretim ve gıda güvenliği, ülkemizin en büyük sorunlarından biri haline geldi.

Özlenen politikalar

Üretimin neredeyse ayıp hale geldiği, çiftçinin yerli tohum bile kullanamadığı, borçları yüzünden üretim araçlarına haciz konulduğu günleri yaşıyoruz. Hükümet, “Şu kadar milyar dolar destek veriyoruz” dese de, plansız bir şekilde yapılan desteklerin hiçbir faydası olmadığını görüyoruz. İşte böyle bir ortamda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Aziz Kocaoğlu döneminde süt ve çiçek kooperatiflerine verilen destekle başlayan tarım sektörüne ilgisi, bugün Başkan Tunç Soyer ile birlikte başka bir noktaya taşındı. Soyer,  geçtiğimiz hafta benim de davetli olduğum ancak çok istememe rağmen gidemediğim Ödemiş’te yapılan toplantıda İzmir’in yeni tarım stratejisini açıkladı. Soyer’in açıklamaları, gerçekten özlediğimiz tarım politikalarının en azından İzmir özelinde hayata geçirilmesi açısından ülkemiz için çok önemli.

Geleceğe yön veriyor

Bu strateji sadece belediyenin vereceği desteklerin ötesinde, İzmir tarımının geleceğine yön verecek özel bir çalışmadan oluşuyor. Küresel iklim krizi ve kuraklık ile de mücadele etmeyi ana prensip olarak benimseyen İzmir Tarım Stratejisi, ekonomik değeri yüksek ve suyu az tüketen stratejik ürünleri destekleyerek tarımsal sulamada harcanan suyu yüzde elli oranında azaltmayı hedefliyor. Kuraklığa karşı çiftçimizi ve şehrimizdeki milyonları koruyor, içme suyu kaynaklarımızı teminat altına alıyor. Yeni politikanın ikinci farkı ise yoksullukla mücadele hedefi. Tarımı sadece tarlada yapılan ve sonlanan bir zirai faaliyet olarak görmeyen İzmir Tarımı, tohum aşamasından başlayıp son tüketiciye uzanan tüm süreçleri kapsıyor. Satış ve pazarlamayı en baştan planlayarak ürünlerin katma değerini büyüterek, yoksullukla mücadele edecek ve refahı artıracak.

Ankara sahip çıkmalı

Soyer’in Ödemiş’te yaptığı bu açıklamalar gerçekten ümit verici. Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonu ile ortaya çıkan ve başarı sağlayan tarım politikalarını hatırlatıyor. Türkiye’nin zaten bu politikaları uygulamaktan başka da şansı görünmüyor.

Umarım bu projelere Ankara da sahip çıkar ve İzmir gibi pilot bir bölgede başarıyı yakalarız. Pandemi dönemi bize gösterdi ki, bu dönemlerde ve bundan sonraki kuraklık dönemlerinde gıdaya ulaşmak herkes için en öncelikli sorun olacak. Gıdada özellikle dışa bağımlılığın kesinlikle önüne geçilmesi gerekiyor. Bugün dünyanın en gelişmiş, adı sanayi ile anılan devletleri bile,  tarımı geleceğin stratejik alanı görerek bu şekilde planlamasını yapıyor. Petrolden sonra geleceğin savaşlarının su ve gıda üzerinden olacağını uzmanlar ifade ediyor. O nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu dönemde hayata geçirdiği ‘İzmir Tarımı Stratejisi’ en önemli proje bana göre.

Lafta kalmıyor, tesisler kuruluyor

Bu projede yapılacaklar ise Soyer tarafından şu şekilde sıralanıyor: İzmir Tarımı aşamalarından birincisi “ürün envanteri ve planlaması”. Tarım stratejimizin bir sonraki ayağı ise lojistik, işleme ve markalaşma çalışmaları. Amaç çiftçimizin doğduğu yerde doymasını sağlamak. Özkaynaklarımızla Ödemiş’e et işleme tesisi kurduk, Bayındır’a ise dev bir süt işleme fabrikası kuruyoruz. Yaklaşık 65 milyon liraya mal olacak süt işleme fabrikamızın temeli 2021 Mayıs ayında atılacak. Fabrikanın 2021 yılı Aralık ayında deneme üretimine başlamasını planlıyoruz. Fabrikamız, 2022 Ocak ayından itibaren tam kapasite çalışmaya başlayacak. Bu tesiste 100 kişinin çalışmasını öngörüyoruz. 2021 ve 2022 döneminde inek sütü alımına, küçükbaş sütü alımını da ekliyoruz. Baysan şirketimiz aracılığıyla bu tesiste kullanılmak üzere ilk yılda 7 milyon 500 bin litre koyun sütü, 5 milyon litre keçi sütü ve 2 milyon litre manda sütü üreticilerimizden satın alacağız. Süt işleme fabrikamız, günlük 100 ton süt işleme kapasitesine sahip olacak. 2021 yılı içinde et entegre tesisimiz için 50 bin adet kuzu ve 4 bin adet karasığırı, üreticilerimizden satın alıyoruz. Ödemiş’teki et işleme tesisimiz, Nisan ayından itibaren tam kapasiteyle çalışmaya başlıyor. Öte yandan Baysan, 10 bin dönüm arazide susuz yem bitkisi ve hububat ekiminde de sözleşmeli alım gerçekleştirecek. Alacağımız yem miktarının değeri yaklaşık 15 milyon lira. Havza ölçeğinde yapacağımız alımlarda ise örneğin Beydağ’dan 100 ton kestane, Ödemiş’ten 300 ton patates satın alacağız.”


İzmir Tarım Stratejisi ile neler hedeflediklerini de Soyer şöyle sıralamış:

  1. Tarımsal su kullanımını yüzde 50 azaltarak içme suyumuzu koruyor.
  2. Sulama ihtiyacı olmayan, ekonomik değeri yüksek, yerel tarım ürünlerini alım garantisi ile destekliyor.
  3. Tarımsal ürünlerin markalaşmasını ve pazarlamasını destekleyerek katma değerini büyütüyor.
  4. İhracat potansiyeli yüksek, nitelikli tarım ürünlerini teşvik ederek Türkiye ekonomisini büyütüyor.
  5. Küçük üreticinin örgütlenmesini teşvik ediyor; çiftçilerimizin doğduğu yerde doyabilmesinin önünü açıyor.
  6. Kadınların ve gençlerin tarım ekonomisinde yeniden söz sahibi olmasını sağlıyor. Kırsaldaki yaşam kalitesini büyütüyor.
  7. Tarım alanlarını sadece gıda üretimi için değil, tüm canlılar için geliştiriyor; doğanın korunmasını destekliyor.
  8. Toprağı, suyu ve tohumu en dengeli şekilde kullanarak iklim kriziyle mücadele ediyor.
  9. Yerli tohumları ve hayvan ırklarını yaygınlaştırarak tarıma sahip çıkıyor.
  10. Şehirlerimizde yaşayan milyonlarca insanın sağlıklı, güvenilir ve ekonomik gıdaya erişmesinin önünü açıyor.

Özde yerli ve milli

Soyer’in 10 madde de yararlarını anlattığı İzmir Tarım Strateji’nin başarılı olması için İzmirliler’in bu projelere sahip çıkması ve desteklemesi gerekiyor. Sadece İzmirliler’in değil Ankara’nın da bu projeyi sahiplenerek, Türkiye sathına yayması şart. Konya kadar yüzölçümü olan Hollanda’nın tarımdan elde ettiği geliri İzmir olarak neden sağlamayalım. Gerçekten yerli ve milli üretim diyorsak, Türkiye’yi tarımda kendi kendine yeten ve dünyada söz sahibi bir ülke haline getirmek istiyorsak, bunları hayata geçirmemizden başka şansımız yok. Soyer’i bir kez daha herkesin geleceğini ilgilendiren bu alanda hayata geçirdiği projeden dolayı kutluyorum. Bizim her alanda bu tip projelere ihtiyacımız var. Aksi takdirde çocuklarımızın başka ülkelerde geleceğini aradığı, üçüncü dünya ülkelerinin gündemi ile günlerini geçirdiği, halkın çöplükten gıda topladığı, en temel sorunlarını bile çözemeyen bir ülke olarak yerimizde saymaya devam ederiz.