İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener’in 2027–2030 dönemi için düzenlediği bilgilendirme toplantısını izlerken zaman zaman kendimi bir belediye başkanının proje tanıtım toplantısında hissettim. Çünkü aynı salonda 2 yıl önce İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ’ın da projelerini bu şekilde dinleme fırsatım olmuştu.
Konuşmasında yaklaşık bir buçuk saat boyunca İzmir’in geleceğini anlattı Özgener. Üretimden turizme, ulaşımdan lojistiğe, dijital dönüşümden su güvenliğine kadar kentin hemen her meselesine dokundu. Üstelik yalnızca sorunları sıralamakla yetinmedi; çözüm önerilerini, projeleri ve bunların hayata geçirilmesi için ihtiyaç duyulan iş birliklerini de ortaya koydu.

Belli ki ciddi bir hazırlık yapılmış. Rakamlarla desteklenen, dünyadaki ekonomik ve teknolojik dönüşümü dikkate alan, İzmir’in güçlü ve zayıf yönlerini birlikte değerlendiren kapsamlı bir çalışma var ortada. Toplantıda logo seçimi de özenle yapılmış. Ödemiş ilçesinde bulunan İzmir’e özgü bir bitki olan “İzmir göbek otu”ndan esinlenen logo ve “Ortak Akıl, Ortak İrade” sloganı ile hayata geçirilen toplantıda Özgener, İzmir’in gelecek hikayesini hep birlikte hayata geçirebileceklerini birkaç kez vurguladı. Doğrusu, İzmir adına böyle bir hazırlığı görmek sevindirici.

Çünkü bu kentin potansiyelini anlatmayı seviyoruz ama o potansiyeli nasıl harekete geçireceğimiz konusunda aynı ölçüde somutlaşamıyoruz. Özgener’in ortaya koyduğu yol haritasını değerli bulmamın nedeni de tam olarak bu.

İzmir’in geleceğine damga vuracak projeler
İzmir’in sanayi yatırımlarının kuzeyde Aliağa, güneyde Torbalı ekseninde yoğunlaşması, bu bölgelerin yalnızca üretim merkezleri olarak değil, sosyal ve kültürel altyapılarıyla gelişen yeni yaşam merkezleri olarak ele alınması gerektiğini gösteriyor. Özgener’in yaklaşımında da kentin büyümesini doğru planlamak önemli bir yer tutuyor. Limanların üretim alanlarıyla bütünleştirilmesi, lojistik altyapının güçlendirilmesi, sanayinin yeşil ve dijital dönüşüme hazırlanması, turizmde ziyaretçi sayısından çok yaratılan katma değerin önemsenmesi...
Bunların her biri İzmir’in ekonomik geleceğini doğrudan ilgilendiren başlıklar. Üstelik mesele yalnızca iş dünyasının büyümesi değil. Ulaşımda kaybedilen zamanın azaltılması, su kaynaklarının korunması, iklim krizine karşı önlem alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi de aynı vizyonun parçaları. Örneğin İzmir’in su güvenliği konusunda deniz suyunun arıtılmasının bir seçenek olarak gündeme getirilmesi önemli. Aynı şekilde İkinci Çevre Yolu, Körfez Geçiş Projesi, Halkapınar-Otogar ve Karabağlar metro hatları gibi uzun süredir konuşulan yatırımların yeniden güçlü biçimde gündeme taşınması da öyle. Bunlar tek bir kurumun çözebileceği meseleler değil. Ancak kentin geleceği açısından ertelenmeye de tahammülleri yok. İşte burada Özgener’in toplantıya damgasını vuran iki kavramı anlam kazanıyor:

Ortak akıl, ortak irade
Aslında ortak akıl, İzmir’in yabancısı olduğu bir kavram değil. Yıllardır pek çok toplantıda, açıklamada ve projede duyuyoruz. Ancak ortak aklın gerçekten değer kazanması için ortak iradeyle buluşması gerekiyor. Yani konuşulanların karara, kararların yatırıma, yatırımların da İzmir’in günlük yaşamına dokunan sonuçlara dönüşmesi gerekiyor. Özgener’in yaklaşımında dikkat çekici bulduğum noktalardan biri de İzmir Ticaret Odası’nı yalnızca üyelerine hizmet veren bir meslek kuruluşu olarak konumlandırmaması. Kent için gerektiğinde öncülük eden, gerektiğinde destek veren, gerektiğinde de farklı kurumları aynı masa etrafında buluşturan bir anlayış ortaya koyuyor. Elbette bu projelerin tamamının hayata geçirilmesi kolay değil. Merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, meslek odalarının ve iş dünyasının birlikte hareket etmesini gerektiren çok sayıda başlık var. Finansman, yetki, planlama ve uygulama süreçleri de en az projelerin kendisi kadar önemli. Ama bir kentin geleceğine ilişkin ciddi bir hazırlık ortaya koymak, nerede durduğunu ve nereye gitmek istediğini tarif etmek de başlı başına değerli. İzmir’in bugün ihtiyacı olan şey, kurumların birbirinden bağımsız başarı hikâyeleri yazması değil; birbirini tamamlayan projelerle ortak bir gelecek inşa etmesi. Bu nedenle Özgener’in yaklaşık bir buçuk saatlik sunumunu yalnızca yeni dönem için yapılmış bir oda başkanlığı açıklaması olarak görmüyorum. İzmir’in önümüzdeki çeyrek yüzyılına ilişkin bir sorumluluk çağrısı olarak değerlendiriyorum. Özgener konuşmasında, “İzmir’in başarıları hepimizin, sorunları hepimizin, sorumluluğu da hepimizin” dedi.

Bu vizyon toplantı salonunda kalmamalı
Bence toplantının en önemli cümlesi buydu. Çünkü İzmir’in sorunlarını kimin çözmesi gerektiğini tartışarak geçirdiğimiz zamanı, çözüm için birlikte çalışmaya ayırmamız gerekiyor. Mahmut Özgener ve ekibinin ortaya koyduğu çalışmanın arkasında ciddi bir emek olduğu açık. İzmir’e ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan katma değer sağlayabilecek çok sayıda öneri bulunuyor. Şimdi önemli olan, bu vizyonun toplantı salonunda kalmaması. Projelerin sahiplenilmesi, önceliklendirilmesi ve somut adımlarla ilerletilmesi. İzmir’in potansiyeli var. Bilgisi, deneyimi, üretim gücü ve insan kaynağı da var. İhtiyacı olan, bütün bunları aynı hedef etrafında buluşturabilmek. Ortak akıl yolu gösterebilir. O yolda yürümek içinse ortak irade gerekiyor.