İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay; kentsel dönüşüm, altyapı ve ulaşım yatırımları için uluslararası kalkınma bankalarından temin edilen uygun koşullu kredilerin Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından onaylanmadığını açıkladı. Hazine onayının bir kefalet değil, mevzuat gereği bir prosedür olduğunu ve borcun tamamen belediyeye ait olduğunu vurgulayan Tugay; kentsel dönüşüm engellerinden sağlık sistemine, eğitimden yargı bağımsızlığına kadar pek çok alanda köklü bir kamu reformuna ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
“Yurt dışından kredi almak istediğinizde mevzuat gereği hazinenin, maliyenin onayı gerekiyor. Yanlış anlaşılmasın, bunu onayladığı zaman krediye kefil olmuyor. Bu kredinin kefili ve borçlusu da tamamen belediyenin kendisi oluyor. Peki bu krediyi cazip yapan nedir? Şudur: Bunlar genellikle Uluslararası Kalkınma Bankalarının kredileri. Uluslararası Kalkınma Bankaları da kâr amaçlı çalışan kurumlar değil. Kamuoyu bunu tam, doğru değerlendiremiyor. Yani herhangi bir ticari bankadan kredi kullanılmıyor. İşte Avrupa Kalkınma Bankası, Fransız Kalkınma Bankası, Asya Kalkınma Bankası var. Bunların hepsi tamamen dünyanın global sorunlarının daha iyi yönetilmesi için krediler veriyor.
Krediler, genellikle çevreyle, altyapıyla, ulaşımla ilgili projelere veriliyor. O yüzden kâr amaçlı verilen krediler değil. Bu kredilerin faizleri çok düşük. Hemen hemen hiç yok gibi. Onun dışında örneğin 3-5 yıl geri ödeme yok. Daha sonra da 15-20 yılda ödüyorsunuz. Yani bu kadar uygun kredi, Türkiye için büyük şans. Bunlar belediyeler eliyle yapılacak işler olduğu için krediyi belediyelere veriyor. Fakat mevzuatın engellemesi, Türkiye’ye verilmiş olan bu kredilerin kullanılamamasına neden oluyor.
KENTSEL DÖNÜŞÜME ONAY YOK!
Çok önemli bir meselemiz kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşüm kredilerini de hükümet kesinlikle onaylamıyor. Kâr amacı gütmeyen uluslararası bankalardan, kalkınma bankalarından, çok daha fazla kredi de alabiliriz. Aldığımız krediler de Türkiye’nin hayrına olur. Çünkü bunlar dönüyor dolaşıyor daha temiz bir çevre, daha sağlıklı bir ortam, daha uygun fiyatlı ulaşım, kaliteli altyapı, suyuyla, kanalizasyonuyla, arıtmalarıyla, tarımla ilgili konularda ilgili yatırımlara dönüşüyor.
Bunların hepsi de ülkemizin maddi olarak da gelişmesini sağlayan işler. Örneğin biz bugün bir atık bertaraf ederken, nitelikli bir tesis olmadığında daha fazla para harcıyoruz. Ama çağdaş, nitelikli bir bertaraf tesisi olduğunda, döngüsel ekonomi dinamiklerinden dolayı çok daha kârlı oluyor.
İKİ YILDIR BEKLİYORUZ
Sonuç olarak sadece CHP’li belediyeler iş yapmasın diye kredileri onaylamıyorlar. Geçen yıl mayıs ayında yaptıkları düzenlemeyle ‘vergi ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) borcu olanların kredileri onaylanmamasına karar verdiler. Ama bizim şu anda beklediğimiz kredilerin hepsi iki yıldır beklediğimiz krediler.
Dolayısıyla bu kanun, yönetmelikleri çıkarılmadan önce kredilerimizi onaylamadılar. O zaman böyle bir gerekçe de, böyle bir açıklama da yoktu. Sonradan kılıf uydurdular. Zaten onaylamaya niyetleri yoktu. Sonradan buna bir gerekçe gösterdiler.
HALKIMIZ, BUNUN FARKINDA OLSUN
Biz bu şartlarda kendi yağımızla kavrulmak zorunda kalıyoruz. Kendi bütçemizle yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Oluyor da. İzmir’de, Dikili’de, Aliağa Şakran’da çok önemli ihtiyaç olan arıtma tesisi ve kanalizasyon şebekesi imalatı vardı.
Bunlar için Uluslararası Kalkınma Bankaları kredileri vermeye hazırdı. Bizimle ön anlaşmalar yaptılar. Ama ne kadar uğraştıysak da bunları onaylatamadık. Kredi alınmasını engelliyorlar ama bu işlerin yapılması gerekiyor. O yüzden kendi bütçemizle yapmaya karar verdik ve ihalelerini gerçekleştirdik, yapımına başladık. Yani mecburuz, bu hizmetler yapılacak. Ama ne olurdu böylesine önemli bir olanak, fırsat varken bunları kullanmamıza izin verselerdi? Maalesef bize vermediler. Halkımızın da bu durumun farkında olmasını istiyoruz.”
HER KESİM, BASKI KURMUŞ DURUMDA
. Başkana, “Peki buna göre siz nasıl bir politika üreteceksiniz, neler yapacaksınız?” diye sordum. Yanıtı şöyle oldu:
“Uzun süredir iktidar, her kesimin üzerine baskı kurmuş durumda. Karşısında yenilikçi, reformist anlayışa sahip bir siyaset üretmek için çalışıyoruz. Önümüzdeki iktidar değişiminden sonraki süreç, Türkiye’de Kamu Reformu başta olmak üzere pek çok reformu içerecek. Biz, artık yepyeni bir Türkiye anlayışından bahsetmeliyiz. Şeffaf olmayan ve denetlenemeyen harcama alanları olmamalı.
BİR FELAKET, ÇÖKÜŞ YAŞANILIYOR
Yargı başta olmak üzere, ülkenin bütün o dinamikleri bağımsız çalışmalı. Gerçek anlamda şeffaf bir devlet yönetimi ve o şeffaflığı denetleyen bir hukuk sistemine dönmeliyiz. Eğitimde bir felaket yaşanıyor, çöküş yaşanıyor. Üniversitelerimizin çok kötü durumda olduğunu fark etmek lazım. Rektör ve üst düzey yönetici atamalarında siyaset gözetilemez. Türkiye’nin çok önemli üniversitelerinde yapılan siyasi atamalar, üniversiteleri nitelik açısından çok aşağı çekti.
O yüzden bizim anaokulundan, ilkokuldan, üniversiteye kadar olan bütün eğitim kademelerinde, Türkiye’de yaşanan bu çöküntüyü görmeliyiz, algılamalıyız. Çünkü bir ülkenin eğitim sistemi bozulduysa, o ülkenin geleceğine dair bir umut besleyemezsiniz. Reformist bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
EN İYİ REFORMLARI CHP YAPAR
Bir doktor olarak sağlık sisteminde de çok kötü şeyler yaşandığını bizzat görüyorum. Şehir hastanelerinde, hastaneyi yaptırma ve daha sonra 25 yıl kira ödeme sistemi, ülkeyi 25 yıl borçlandıran bir sistem. Araziyi devlet veriyor, üzerine hastaneyi bir şirket kuruyor. O şirkete 25 yıl kira ödüyoruz. Aslında 2,5-3 yıllık kira bedeliyle bu hastaneyi yapmaya yetiyor. 20 yıldan uzun süre boşu boşuna ödeme yapıyoruz. Yani devletin hastane yapacak gücü mutlaka var, bunun için borçlanmaya gerek yok.
İşin özü şu: Şehir hastanelerine iş verdikleri insanlar 25 yıl kiranın yanında yemek, güvenlik, otopark, temizlik ve laboratuvarlarının işletmesini de alıyor, uzun süre onlarda kalıyor. Burada korkunç bir para kaybı var. Şehir hastanelerini yaptırdıkları insanlara yurt dışından kredi sağlanıyor. O krediye devlet kefil oluyor. Bu inanılmaz bir şey. Devletin kasasından gidiyor bu paralar.
Bu arada Maliye Bakanı ilave vergilerle ekonomiyi düzeltmeye çalışıyor, vergi baskısı oluşturuyor. Bizim o yüzden vergi reformuna da, eğitim, hukuk sağlık, hukuk kamu reformlarına da ihtiyacımız var. Ülkemiz ancak böyle düzelir.
CHP, bu reformları hayata geçirecek. Yenilikçilik, devrimcilik, reformculuk Cumhuriyet Halk Partisi’nin genetiğinde var. O yüzden bunu bizim partimizden daha iyi kimse yapamaz.” dedi (Sözcü/ Saygı Öztürk)