Hale YILDIRIM/ GÜNDEME BAKIŞ - Türk Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı, İzmir ve çevresindeki tarımsal üretim, çiftçinin yaşadığı ekonomik sorunlar, Küçük Menderes Havzası’nda azalan yeraltı suyu, hayvancılığın çevreye etkileri ve tarım arazilerinin imara açılmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. 2026 yılının kış ve yaz dönemlerinde ürün veriminin iyi olduğunu belirten Çakıcı, yağışların üretime olumlu yansıdığını ancak ürün bolluğunun ne üreticiye ne de tüketiciye beklenen faydayı sağladığını ifade etti. Ürünlerin tarladan pazara ulaşana kadar ciddi maliyetlerle karşılaştığını vurgulayan Çakıcı, “2026 kış ve yaz dönemi ürün açısından kötü geçmedi, iyi yağışlar aldık, tabi seller gibi istemediğimiz afetler de yaşandı, ürünsel olarak ise verim çok oldu. Her üründe bolluk vardı. 2025 yılında kiraz yiyememiştik, bu yıl kiraz boldu. Şimdi narenciye, portakal, mandalina, limonu iyi bekliyoruz. Zeytinde ağaçlar yıkılıyor, çok ürün var ama bunu kim toplayacak, kim pazara götürecek, hasat ve satış derdi var üreticimizin. Tarlada 5 lira olan ürünü biz pazarda 100 liraya yiyoruz” dedi.

Whatsapp Image 2026 10 28 At 11.20.19

“ÇİFTÇİ DE TÜKETİCİ DE MAĞDUR OLUYOR”

Yeni dönemde de ürün bolluğunun beklendiğini ancak tüketicinin ucuz gıdaya ulaşamayacağını dile getiren Çakıcı, üretimden satışa kadar uzanan süreçteki maliyetlere dikkat çekti. Petrolün tarımsal üretimin temel girdilerinden biri olduğunu, lojistik, işçilik ve aracılık maliyetlerinin de fiyatları artırdığını belirten Çakıcı, “Yeni dönemde de ürün fazlalığı bekleniyor ancak yine ucuza yiyemeyeceğiz. Petrol üretimin temel kalemi, lojistik maliyeti, işçilik, aracı maliyetleri çok fazla. Tane zeytinin kilosu 100-150 lira olması gerekirken çiftçi 40 liraya satmak zorunda kalıyor. Bu durumda da toplamak istemiyor ağaçtaki zeytini. Normal koşullarda çiftçi üretiyor, iklim izin verirse de ürün alıyor ama toplamak ve satmak ayrı bir konu. Çiftçi de tüketici de mağdur oluyor” ifadelerini kullandı.

ÇİFTÇİ SEBZEDEN UZAKLAŞIYOR

Üreticinin satışını daha kolay yapabileceği ve gelir elde edebileceği ürünlere yöneldiğini belirten Çakıcı, özellikle Küçük Menderes Havzası’nda hayvancılığın yaygınlaşmasıyla yem bitkisi üretiminin arttığını söyledi. Çiftçinin alıcısı hazır olduğu için hayvan yemine yöneldiğini kaydeden Çakıcı, “Çiftçi sebzeden uzaklaşıyor, kolay satabileceği, para edecek ürünlere gidiyor. Küçük Menderes’te hayvancılık çok yaygın, çiftçi de hayvan yemine yöneliyor, çünkü onu kolay satabiliyor, alıcısı var. Tire, Bayındır’a gidin dağ, taş mısır. Mayıs ayından başlıyor, kış geldi hala silajlık mısırlar tarlalarda boy gösteriyor” diye konuştu.

KÜÇÜK MENDERES HAVZASI MALİYET ÖDÜYOR!

Bölgede hayvancılığın yoğunlaşmasının doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırdığını vurgulayan Çakıcı, üretimin havzanın taşıma kapasitesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Çakıcı, “Et, süt üretmeye çalışıyoruz, Küçük Menderes havasına bu kadar hayvanı yığıyoruz ama o havzanın da gücü, su potansiyeli, tarlaların besleme gücü bunu kaldırabiliyor mu, hayır, çevresel maliyetler ödemeye başlıyoruz” dedi.

KÜÇÜK MENDERES’TE SU ALARMI

Küçük Menderes Havzası’nda yeraltı suyunun azalmasının önemli bir sorun haline geldiğini belirten Çakıcı, çiftçilerin hangi ürünleri yetiştirmesi gerektiği konusunda yönlendirilmediğini söyledi. Kooperatifleşmenin zayıf olması nedeniyle ürün planlaması sorumluluğunun devlete düştüğünü dile getiren Çakıcı, “Burada ürün desenleri vermek lazım çiftçiye, bizde kooperatifleşme zayıf olduğu için bu sorumluluğu devletin alması gerekiyor. Bakanlığın çiftçiye ürünlerle ilgili seçenekler sunması gerekiyor, ‘Burada bu ürünleri ekebilirsin, bunları satabilirsin’ yönlendirmesi yapılmadığı için çiftçi kendine çare arıyor. Hayvancılık yaygınlaştığı için hayvan beslenmesine yönelip, yem bitkisi yetiştiriyor. Mısır ekiyor, bu ürün de çok suya ihtiyaç duyan bir ürün. Küçük Menderes Havzası da maalesef suda bilanço olarak hep eksi veren bir havza” ifadelerini kullandı.

Yeraltı suyuna ulaşmak için daha derin kuyular açılmak zorunda kalındığını aktaran Çakıcı, “Geçen hafta Ödemiş’e gittim, geçmiş dönemde 40-50 metrede su bulanlar şimdi 400 metrelere inmiş durumda. Su azalıyor” dedi.

“DEVLET SU İÇİN YATIRIM YAPMALI”

Yağışlı dönemlerde suyun depolanarak tarımsal üretimde kullanılmasının önemine dikkat çeken Çakıcı, baraj ve gölet yatırımlarının yetersiz kaldığını savundu. Yağmur sularının denize akıp gitmesi yerine tutulması ve çiftçinin kullanımına sunulması gerektiğini belirten Çakıcı, “Devletin yatırım yapması lazım su için, geçen yıl yaşadık, yağmur yağdı ancak tutamadık o su denize aktı gitti. Barajlar, göletler yapacağız ki yağışlı dönemde suyu tutabilelim, çiftçiye verelim, yeraltı suyunu kullanmasın çiftçi. Devlet kaynak ayırmıyor, bu yatırımlar yapılmıyor, çiftçi de izinli, izinsiz artezyen açıp yeraltı suyunu kullanıyor” diye konuştu. Yoğun hayvancılığın yalnızca su tüketimi açısından değil, çevre kirliliği bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çakıcı, “Bu kadar hayvancılığı bir yere yoğunlaştırdığınızda tarım da çevreyi kirletiyor. Tarım enerji sektörü, fosil yakıttan sonra çevreyi kirleten en önemli faktörlerden biri. Hayvancılık da bunun başında geliyor, hem de çok su tüketiyor. 1 kilo sığır etini üretebilmek için inanılmaz karbon ve su ayakizi ortaya çıkartıyoruz. Hayvanın tek başına tükettiği su dışında mısıra verdiğiniz su da maliyete dahil. İlaç, gübre var. Büyük bir çevresel maliyeti var” ifadelerini kullandı.

Otogarda durduruldu... Çantasından 3 tabanca çıktı!
Otogarda durduruldu... Çantasından 3 tabanca çıktı!
İçeriği Görüntüle

“KÜÇÜK HOLLANDA DİYE ÖVÜNÜYORUZ AMA…”

Hayvancılık işletmelerinin çevresel etkileri dikkate alınarak planlanması gerektiğini belirten Çakıcı, özellikle hayvan gübresinin kontrolsüz biçimde biriktirilmesinin toprak ve su kaynakları açısından risk oluşturduğunu söyledi. Bölgede azot kaynaklı kirliliğin giderek büyüdüğünü ifade eden Çakıcı, “Kirlilik faktörü olan işletmelerin bu kadar yoğun olarak bir bölgede toplanmaması lazım. Sürekli azot üretiyoruz, bu da çevreyi kirletiyor, hem toprağa nitrat şeklinde zararı var, hem de atmosfere giden azot gazı var. Bakanlık da bir takım çalışmalar yaptı, nitrata hassas bölgeler diye… Hayvancılık çok fazla azot salınımı yapan bir sektör, biz Küçük Hollanda diye övünüyoruz Ödemiş için ama bu kadar hayvan işletmesi sorun” dedi.

Hayvan gübresinin tarımsal açıdan değerlendirilebilecek bir kaynak olmasına rağmen işletmeler açısından atık niteliği taşıyabildiğini belirten Çakıcı, kontrolsüz birikimin çevreye zarar verdiğini kaydetti. Çakıcı, “Hayvan gübresinin bir değeri vardır ama hayvancılık işletmesi için o bir atıktır. 500 tane hayvanın var, çıkan gübreyi ne yapacaksın, o gübre orada yığıldığı müddetçe çevreyi kirletiyor. Burada anlaşılan mikrop gibi bir kirlilik değil, ondan nitrat sızıyor, azot gazı çıkıyor. Oradan sızan su Küçük Menderes nehrine karışıyor. Nehir bugün ölmüş durumda, o kadar organik atık oraya geldiği için bozulmuş durumda. Toprak ve suyun çevirebileceğinin ötesinde atığı oraya verdiğinizde doğa onu tolere edemiyor” ifadelerini kullandı.

GEDİZ VE KÜÇÜK MENDERES’TE KİRLİLİK TEHLİKESİ

Gediz Havzası’ndaki kirliliğin uzun yıllardır devam ettiğini belirten Çakıcı, sanayi faaliyetlerinin yoğun olduğu havzada kirliliğin İzmir’e kadar ulaştığını ve denize taşındığını söyledi. Küçük Menderes Havzası’nda da benzer bir tablo yaşandığını ifade eden Çakıcı, Selçuk’ta nehrin denize döküldüğü alanın ve tarihi Efes Limanı çevresinin kirlilikten etkilendiğini dile getirdi.

Kirliliğin yalnızca doğal çevreyle sınırlı kalmadığını, tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini de tehdit ettiğini vurgulayan Çakıcı, “Gediz’deki kirlilik çok eskiden geliyor. Küçük Menderes havzasını tartışıyoruz ama Küçük Menderes havzası tek başına bir tarım havzası. Sanayiyle anılmıyor ama Gediz havzası dediğinizde 300-400 kilometre yol katedip İzmir’e geliyor. Çok kirletici kaynak var ve sanayi ağırlıklı. Gediz yıllardır takip ediliyor. O kirlilik de denize akıyor. Küçük Menderes’te de öyle, Küçük Menderes’in Selçuk’ta denize aktığı yer berbat durumda. Kadim Efes Limanı artık çok kirli bir bölge. Bunların topyekün ülke problemi olarak ele alınması gerekir. Gediz Türkiye’de kirlilik anlamında bir laboratuvardır. Sadece çevre kirlenmiyor gıda da kirleniyor. Yeraltı suyuna karışıyor, çiftçi bilinçsizce o suyu tarımda kullanabiliyor ve bizler yiyoruz” diye konuştu.

TARIM ARAZİLERİ İMARA AÇILIYOR

İzmir’de tarım arazilerinin yapılaşma nedeniyle giderek azaldığını belirten Çakıcı, özellikle Gediz Havzası’nın Menemen bölümündeki tarım alanlarında yaşanan değişime dikkat çekti. Tarım arazilerinin kentin gıda ihtiyacını karşılayan temel kaynaklar olduğunu vurgulayan Çakıcı, bu alanların kaybedilmesinin gıdanın daha uzak bölgelerden getirilmesine, maliyetlerin yükselmesine ve çevre kirliliğinin artmasına neden olduğunu söyledi. Çakıcı, “Gediz’in İzmir Menemen tarafı delik deşik olmuş durumda, sürekli dama taşı belli yerler kapatılıyor. En büyük sorunumuz şu anda, tarım alanlarını sürekli kaybediyoruz ve bu alanlar kentin gıdasını sağlayan alanlar. Biz bunları yok ettikçe gıda bize daha uzaktan gelmeye başlıyor. Daha pahalıya mal oluyor, daha çok çevre kirliliği yaratıyoruz” ifadelerini kullandı.

“İZMİR KENDİNİ BESLEYECEK BİR ŞEHİR”

İzmir’in tarımsal üretim potansiyeli bakımından avantajlı bir kent olduğunu belirten Çakıcı, Torbalı başta olmak üzere çevre ilçelerde yetiştirilen ürünlerin kentin gıda ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynadığını söyledi. Kış sebzesi üretiminde Torbalı’nın öne çıktığını, İzmir’de narenciye ve şeftali üretiminin de yapıldığını hatırlatan Çakıcı, kent tarımının desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

İzmir’in kendi gıdasını üretebilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Çakıcı, “İzmir çok şanslı bir şehir. Kış sebzesi Türkiye’de en üretilen ilçe Torbalı, oradan bize her türlü sebze geliyor. Narenciye, şeftali üretimimiz var. Bu şehir kendini besleyecek bir şehir. Artık yeni bir tarım terminolojisi, kent tarımı, kentsel tarım var. İzmir buna çok uygun bir şehir. Ancak biz hobi bahçesi, inşaat, sanayi yapıyoruz. Tarım arazisinin ortasına bir depo yaptığınızda o alanın toprağını bozuyorsunuz. Cazibe merkezi oluşturuyorsunuz. Bir yeri bozduğunuzda orada birçok kaçak yapı da oluşmaya başlıyor. Menderes’te hobi bahçeleri konusunda olduğu gibi…” dedi.