Bayraklı ilçesinde 15 Ağustos 2024 yılında çıkan yangında 375 hektarlık ormanlık alan göz göre göre kül olmuş, yangının hemen ardından 30 Ağustos 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı kararnameyle, ormanlık alan vasfından çıkarılarak yapılaşmaya açılmıştı.

Doğa Derneği, Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye), Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi bir önceki dönem başkanı Tunç Soyer ve Avukat Arif Ali Cangı ve yurttaşlar, kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açmıştı. Ayrıca aynı işleme karşı TEMA Vakfı ve Türkiye Ormancılar Derneği tarafından da kararın iptali istemi ile ayrı ayrı davalar açıldı.

Dava için Bingöl ve KTÜ’den görevlendirme

Açılan davanın üzerinden yaklaşık 1,5 yıl geçtikten 12 Şubat 2026 tarihinde keşif gerçekleştirildi. İzmir’de görülen davaya ilişkin inceleme için bilirkişiler Bingöl Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden görevlendirildi. Keşfe Türkiye Ormancılar Derneği Avukatı Kemal Ayberk, Orman Mühendisi Kenan Öztan, TEMA Vakfı Temsilcisi Orman Mühendisi Hikmet Öztürk, Avukat Defne Soyer ve Avukat İpek Sarıca katıldı.

Davanın Avukatı İpek Sarıca, yapılaşmaya açılan alan ve keşifle ilgili olarak açıklamalarda bulundu.

Sel ve taşkın risklerine karşı oluşturuldu

5 Kasım 1995 tarihinde İzmir’de meydana gelen ve 65 yurttaşın yaşamını yitirdiği, kayıpların 58’inin doğrudan Laka Deresi Havzası’ndan gelen sel sularından kaynaklandığı büyük bir felaket yaşanmış, ardından bilimsel raporlar doğrultusunda kamu eliyle havza orman rejimine alınmış, ağaçlandırma yapılmıştı. Alanın bir bölümü ise 30 Ekim 2020 depreminin ardından rezerv alan olarak ilan edilmişti.

İzmir’i sel ve taşkın risklerine karşı koruyan orman alanının yapılaşmaya açılacağı bir statüye sokulduğunu söyleyen Sarıca, “Açılan davalar sonucunda Danıştay tarafından verilen kararlarla söz konusu işlemin yürütmesi durdurulmuş ve alan hukuken yeniden orman niteliğine dönmüştü. Buna karşın süreç fiilen durmadı; yargı kararlarına rağmen planlama ve yapılaşmaya dönük adımlar devam etti, orman alanı üzerindeki baskı ortadan kalkmadı. Cumhurbaşkanı Kararı ile aynı alan yeniden orman sınırı dışına çıkarılmak istendi” bilgisini paylaştı.

Özel şirketlere devredildi

Yangından zarar gören ve Anayasa gereği yeniden ormanlaştırılması ve korunması gereken alanın son durumunu değerlendiren Sarıca, “Nitekim yakın tarihte, orman vasfı dışına çıkarılan ve ticaret–konut kullanımına açılan parseller için yapılan ihalede alanın bir bölümü yaklaşık 6 milyar TL bedelle özel şirketlere devredilerek, kamu eliyle afet risklerini azaltmak amacıyla oluşturulan doğal güvenlik kuşağı rant ve yapılaşma sürecine konu edildi. Bu saha yalnızca bir arazi parçası değil, İzmir’i yeni afet risklerine karşı koruyan yaşamsal bir doğal güvenlik hattıdır ve dava konusu işlemler, geçmişte büyük acılara yol açmış afet koşullarının yeniden oluşmasına zemin hazırlayabilecek nitelikte ciddi bir kamu güvenliği ve çevre hakkı sorunu yaratmaktadır” dedi.

Sel ve yüzeysel akış riski gözlemlendi

Keşfin yağışlı bir günde gerçekleştirilmesinin, alanın sel ve yüzeysel akış riski altındaki niteliğini sahada doğrudan gözlemleme imkânı verdiğini belirten Sarıca, “1995 yılında Laka Deresi Havzası’nda yaşanan ve çok sayıda yurttaşın yaşamını yitirdiği sel felaketini keşif sırasında heyete aktardık. İzmir’i taşkın ve erozyon risklerine karşı korumak amacıyla oluşturulan Yeşil Kuşak Projesi’nin yapılaşma kararlarıyla parçalanmasının kenti yeniden afet riskiyle karşı karşıya bırakacağını ifade ettik. İşlemin hem Anayasa’ya hem Orman Kanunu’na, dolayısı ile hukuka aykırılığının keşfe dahi gerek bırakmayacak ölçüde açık olduğunu vurguladık” diye konuştu.

İyileştirme çalışması yapılmamış

Keşifte, yanan alanların herhangi bir iyileştirme çalışması yapılmadığını gördüklerini ifade eden Sarıca, “Arazide yoğun yüzey suyu akışı nedeniyle sık sık küçük akarsu yataklarının oluştuğu, yüzey sularının taşıdığı çakıl ve toprak birikimlerinin belirgin biçimde arttığını ve bölgede yabani hayvan varlığına işaret eden iz ve dışkılara yaygın biçimde rastlandığını gözlemledik. Kamu yararı ve hukukun üstünlüğünün gözetilmesi için tüm yetkili kurumları yargı kararlarına ve bilimsel gerçeklere uygun hareket etmeye; kamuoyunu ise İzmir’in geleceği açısından yaşamsal öneme sahip bu doğal alanların korunmasına sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi. (Ramis Sağlam / Evrensel)