‘İzmir’in Doktor Efesi’ Büyükşehir’e aday oldu!
banner196

GÜNDEME BAKIŞ – CHP’den 9 isim İzmir Büyükşehir Belediyesi aday adayı olduğunu açıklarken ilk bağımsız adayı da yarışta “varım” dedi. Son genel seçimlerde AK Parti’den milletvekili aday adayı olan ancak listeye giremeyen, İzmir’in “renkli” siyasetçilerinden, doktor efe lakaplı AK Partili Mehmet Bayındır, neden aday olduğunu sosyal medyada aracılığıyla açıkladı. Bayındır, şunları söyledi: “31 Mart 2019 da yapılacak yerel seçimlerde; halka ve Hakk'a bağımlı, siyasi partilere eşit mesafede, partiler üstü, tarafsız, bir çeşit tercihli, muhtar, halkın adayı, İzmir'in adayı '' olarak, İzmir büyük şehir belediye başkanlığına, bölgemize ve ülkemize hayırlı uğurlu olması dileği ile, ''ya Allah... Bismillah '' diyerek adaylığımı ilan ediyorum. Bize, oylarınız ile bir dayanak noktası verin Bağ dışı sistem ve kanunları yerinden oynatalım."



NEDEN ADAY OLDUM?
“Çalışmayı, bölgeme ve ülkeme hizmet etmeyi çok seviyorum. Bu yüzden de doktorluğu, özellikle de cerrahlığı ve siyaseti çok seviyorum. Sağlık alanında, 31 yıldır mesleğim ile alakalı sadece İzmir'e değil bütün Ege bölgesine yediden yetmişe herkese hiç ayrım yapmadan hizmet vermeye çalıştım, çalışıyorum. Bu süre içinde halkımızın sadece sağlık sorunlarının değil daha pek çok sorunlarının da olduğunu yakından gördüm ve yaşadım. Sağlık alanındaki sorunların ve halkın diğer sorunlarının çözümü için sadece doktorluk yapmamın yeterli olmayacağını, siyaset ile de aktif ilgilenmem gerektiğini fark ettim. Ve siyaset ile de ilgilenmeye başladım. Sırf bu amaç ile 2002 den beri üst üste beş defa milletvekilliği seçimlerine aday ve aday adayı olarak katıldım. 35 yıllık, Samsun, Ankara, Diyarbakır, Artvin, Eskişehir ve İzmir'de yaptığım memuriyet ve hekimlik, 16 yıllık idarecilik ve bir o kadar da siyaset hayatımda elde ettiğim bilgi birikimi ve tecrübelerimi, güzel İzmirimiz'in sorunlarını çözmek için kullanmak istiyorum. Bu yüzden İzmir Büyük şehir Belediye Başkanlığına aday oldum.

NİÇİN BİR PARTİDEN ADAY OLMADIM?
Buna verebileceğim en güzel cevap tek kelime ile şudur; mecburiyetten!... Evet gerçekten mecbur, çaresiz kaldığım için bu yolu seçtim. Çünkü, ta, 2005-6 yıllarına dayanan bu yolda verdiğim büyük bir mücadelem oldu. Şöyle ki; Demokrasi ve cumhuriyetin, en kısa ve öz tarifi ile; Halkın kendi kendini idare etmesi, yönetmesidir diye öğrendik ilk okuldan beri. Bunun yolu yöntemi, uygulaması ise; halkın özgür iradesi ile, kendi içinden, kendi belirlediği kişilerden yine kendi seçtiği temsilcilerini, belediye başkanı, milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı yaparak ülkenin yönetilmesidir.

Tabii ki teorik olarak çok güzel.. Ancak pratikte ise, bu demokratik yol, tıkanıklıklara, kesintilere uğramış. Halk belediye başkan adaylarını ve milletvekili adaylarını doğrudan belirleyip seçemez hale gelmiş!..
Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerimiz, yine demokrasinin en güzel örnekleri olmaları gerekirken, kendi iç yapıları ve işleyişleri itibarı ile demokrasiden çok çok uzak bir görüntü sergilemekteler...Parti içi demokrasiden bahsedebilmek pek mümkün değil maalesef!..
Hasbelkader parti yönetimini bir kere ele geçiren,ekip, grup vs. artık orada ilanihaye kalıcı oluyor...İstisnasız bütün siyasi partilerimizde bu geçerli.. Üye, delege ve ilçe il başkanlarını çoğu kere kendileri belirledikleri için de kongrelerde asla kendi iktidarlarını kaybetmiyorlar.
Yine, milletvekillerini, belediye ve büyük şehir belediye başkanlarının çoğunluğunu da kendileri belirleyip sadece noter gibi seçimlerde halka tastiklettirdikleri için, seçilen başkan ve vekiller de, halktan ziyade kendini seçtiren yöneticileri memnun etmenin yolunu seçiyorlar kendilerince mantıklı olarak!...
Kısacası, siyasetimiz ve demokrasimiz büyük bir kısır döngünün içinde diye düşünüyorum..Bu yüzden de dünya devletleri içinde demokrasi açısından çok geri sıralardayız maalesef.
2002 seçimlerinde aday olup aktif siyasete girince bu acı ve üzücü gerçeği gördüm. Ve bir hekim olarak demokrasimizin, siyasetimizin hasta, sağlıksız olmasının asıl sebebinin ne olduğunu araştırdım ve kendi adıma teşhisi koydum.
Teşhisim şuydu; 1- Siyasi Partiler Kanunumuzdaki ve 2- Seçim sistemimizdeki açıklar, zaaflar!!!..Buradaki açıklar zaaflar giderilmediği taktirde halkın hür iradesinin TBMM ye ve Belediye Meclislerine istenilen ölçüde yansımayacağını gördüm..Ve bu konuda tedavi için hemen formüller, modeller araştırmaya başladım. 

Bir de baktım ki, bu acı gerçeği,gören ve mustarip olan sadece bendeniz değilmişim!.. Meğerse pek çok kişi bunu biliyormuş ve çözüm için uğraşmışlar...Fakat yenik düştükleri için umutsuzluğa kapılmışlar.
Bunun üzerine kendimce bir model geliştirdim. Adına da '' Saç ayağı modeli dar bölge tercihli sistem'' demiştim. 
Yerel seçimler için önerdiğim modelden mealen kısaca bahsetmek istiyorum burada da:

MESELA, İZMİR İÇİNDE A PARTİSİ İÇİN 20 TANE ADAY ADAYI MÜRACAAT ETTİ DİYELİM
Bunların güvenlik soruşturmalarını genel merkez yaparak olumsuz olabilecekleri (gerekçesini kendisine açıklamak sureti ile) 5 tanesine itiraz ederek ilk elemeyi genel merkez yapacak.. Geri kalan 15 tane aday adayı partiye kayıtlı üyelerin katılacağı resmi ön seçime girecek
1 den 15’ci sıraya kadar sıralanacaklar.. Böylece teşkilatın görüşünün alınması sağlanacak buraya kadar, hem genel merkezin ve hem de teşkilatların görüşleri alınmış oluyor. Bundan sonrasında ise seçmenin yani halkın görüşü alınacak.. Oda tercihli sistem şeklinde bir formülle alınabilir: Mesela İzmir büyük şehir başkanlığı için, her parti 5 tane aday gösterebilir. bu durumda, ön seçim sonucunda ilk 5 e giren aday adayları kendi partisinden aday olarak gösterilecekler.. Yani partiler tek aday değil 5 aday gösterecekler. Böylece seçmen sandığa gittiğinde her partiden 5 er tane adayın olduğu bol seçenekli bir tablo ile karşılaşacak. Diyecek ki; ben a partisindenim ama, a partisinden de şu adayı istiyorum deyip istediği adayı işaretleyecek oy pusulasında. Veya, ben a partiliyim ama benim partimin gösterdiği beş adaydan hiç birini beğenmedim b veya c partisinden filan kişiyi beğeniyorum deyip onun ismini işaretleyecek. Sonunda toplamda hangi parti en yüksek oyu aldı ise başkanlığı o parti kazanacak... Ama o partinin 5 adayı vardı.. İşte bu 5 adaydan en çok oyu kim almış ise o başkan seçilecek. Böylece geniş katılımlı bir aday belirleme ve seçim sonucunda seçilen başkan hem genel merkeze, hem teşkilatlara ve hem de seçmene yani halka aynı derecede sorumlu hissedecek kendini ve bu üç odağın üçünü de memnun etmeye çalışacak. Şimdiki sistemde ise kendisini tepeden inme aday gösteren genel merkeze karşı sorumlu hissediyor ve daha öncelikli olarak orayı memnun etmeye çalışıyor tekrar aday gösterilebilmek için olsa gerek. Aslında genel merkezleri de bu konuda fazla eleştirmemek gerek... Çünkü siyasi partiler kanununda böyle bir açık olmasa onlar da bu yola tevessül edemezler .. Açığı bir hak olarak kullanıyorlar diye düşünüyorum. 2005 yılında bununla ilgili ayrıntılı bir broşür hazırladım. Hatta broşür hazırlamada, o zaman bizim hastanede Bilgi İşlem Uzmanı olarak çalışan bugünün tanınmış siyasi simalarından sevgili Kadir Uçar başkanım da yardımcı olmuştu..Bu vesile ile kendisini sitayişle yad ediyor ve bir kez daha buradan teşekkür ediyorum... Ve bunları o zamanki bütün siyasi partilerimizin genel merkezlerine, il başkanlıklarına gönderdim... Ama netice değişmedi tabii ki. Hatta sırf bunu anlatabilmek için 2007 seçimlerinde Bağımsız Milletvekili adayı oldum... Erken seçim olması nedeniyle 55 günlük kısa bir süre ve yaz ortasında olduğu için ve asıl önemlisi, o zaman ''Sosyal Medya'' imkanı olmamasından dolayı seçmenin %90 gibi büyük bir oranına ulaşamadım. Buna rağmen yine İzmir siyasi tarihinde bir rekor kırarak, yanlış kullanılmaktan kaynaklanan geçersiz oylarla birlikte 23.000 civarında oy verdiler.. İşte şimdi vereceğiniz oylar ile seçimi kazanır isek; seçim sistemi ve siyasi partiler kanunundaki açıklar gündeme gelecek ve bir sonraki seçimler için bu eksiklikler giderilecek. 
Böylece '' Tepeden inme, torpilli adaylığa'' dur denilecek ve '' daha sağlıklı bir demokrasi'' ye geçerek halkın iktidarları tarafından yönetilebileceğiz diye umut ediyorum!..



NELER YAPACAĞIZ?
PROJELER ÜRETEN ''PROJE ÜRETİM MERKEZLERİ (PÜM) KURULACAK 
Her ilçemizde proje üretim merkezleri kuracağız..Burada çıkış felsefemiz şu olacak. Her ilçenin sorununu en iyi yine o ilçede oturup o sorunları bizzat yaşayan kişiler bilir..Ve yine o ilçenin beyinleri bu sorunları çözecek projeleri üretecek kapasitededir..Yeter ki örgütlenip bir araya gelsinler ve ellerini taşın altına koysunlar.
Bu PÜM’leri adeta birer Proje üretim fabrikası gibi çalışacaklar. Burada halkımızın aklını ,beynini kullanmasını teşvik edip organize edeceğiz.Bizim halkımız akıl vermeyi sever. Bize de bu lazım zaten. Üstelik akıl verince de projeyi sahiplenir ve takip eder

Herkesi en azından 1.5 voltluk birer beyin pili olarak kabul edeceğiz..Herkesi bu PÜM’lere kayıt edeceğiz. Sağlık , Eğitim, Hukuk, Ziraat, Hayvancılık, Kültür ,Sanat vs. her konuda birer masa oluşturulacak..Bu masalardaki ekipler, o ilçenin kendi alanındaki bütün sorunlarını toplayıp çözümü için herkesten mutlaka akıl fikir alacak.. Çözüm önerilerini alacaklar.. PÜM’leri ilgili STK’lar, Kamu kurum ve kuruluşları ve Üniversiteler ile koordineli çalışacaklar ve her sorun için acil, kısa, orta ve uzun vadeli çözüm projeleri üretecekler.

Her ilçenin PÜM’leri bir birleri ile ve İzmir İl'in PÜM 'i ile bağlantılı çalışacaklar
Bu PÜM’lerde sorunlar aciliyet ve önceliklerine göre sıralanıp ele alınacaklar. Mesela İzmir merkez için Artan trafik yoğunluğu, körfez ve çevre kirliliği, geri kalmış çarpık kentleşme ve buna benzer pek çok sorun teşkil eden konular ele alınıp acil, kısa, orta ve uzun vadeli çözüm projeleri üretilecek.
Üretilen bu projelerden en uygunları belirlenip halkın görüşüne, tercihine ve onayına sunulacak

B-) HALK MECLİSLERİ KURULACAK 
Her mahalle ,semt ve ilçelerde halk meclisleri kurulacak...Bunlardan da siyasi ve idari konularda Belediye yönetimi ve halk arasındaki iletişimi sağlama konularında faydalanılacak.
Bunun için internet ve bilişim teknolojisinden en üst seviyede faydalanacağız ve İzmirli kardeşlerimizin hemen hemen hepsi ile iletişim halini gerçekleştireceğiz..Sorunları tespit etme çözme ve karar alma aşamalarında doğrudan demokrasiyi mümkün olduğunca işler hale getireceğiz.

C-) Üniversiteler ile yakın iletişim kurulacak
D-) Kamu kurum ve kuruluşları ile yakın iletişim kurulacak
E-) Sivil toplum kuruluşları ile yakın iletişim kurulacak
Böylece Tek akıl değil ortak akıl ile hareket etmeye gayret edeceğiz
4- Bir partiden aday olup başkan olmadığım için büyük şehir belediye başkanlığında zorlanır mıyım?
Kesinlikle zorlanmayacağımı düşünüyorum.Tam tersine daha rahat hareket edebileceğimi tahmin ediyorum..
Aslında büyük şehir belediye başkanlarının partiler ile daha gevşek bağlı, daha tarafsız statüde olmaları ve bu şekilde seçilmeleri taraftarıyım
Çünkü böyle olur ise ilçe belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri ile daha uzlaşmacı bir ortam olacağını öngörüyorum.. Zira zaman zaman zikredilen, parti ayırımından doğan, hükumet- büyük şehir belediyesi veya büyük şehir belediyesi- muhalif ilçe belediyesi çekişmeleri gibi ufak tefek pürüzler de yaşanmaz diye düşünüyorum.
5- Eski belediye başkanlarımızın tecrübelerinden yararlanmak amacı ile bir formül bulunacak
6- Tek kişi olarak, teşkilat olmadan seçim kampanyasını nasıl yapacağım?
Elbette ki zorluğu olacak..Bunu 2007 deki Bağımsız Milletvekili adayı olduğumda bizzat yaşadım... Lakin o zamanki dezavantajlardan bazıları şimdi yok.. Yani şimdi daha avantajlıyım 2007'ye göre.. Her şeyden önce o zaman sosyal medya yoktu... Ve ayrıca yerel ve ulusal medyada da yeterince tanınmıyordum... Şimdi ise en çok güvendiğim başta Sosyal medya, yerel medya ve ulusal medya olacak.
Ayrıca, başta hastalarım, hasta yakınlarım,onların yakınları, başta bütün partili partisiz vatandaşlarımızın ''sanki kendileri adaymış gibi'' sahiplenip kendi bölgesinde çevresine seve seve duyuracaklarını adım gibi biliyorum .. Zaten reklama ve tanıtıma ihtiyacın olmadığını düşünüyorum..Sadece Büyük şehir belediyesine aday olduğumun duyulmasına ihtiyacım olacak. Önümüzde daha 5 ay gibi uzun bir süre var.. O zamana kadar herkese duyurabileceğimizi umut ediyorum.

7- SLOGANLARIMIZ NASIL OLACAK?
İlerleyen günlerde daha pek çok yeni sloganlar üretilebilir elbette. Şimdilik bazı sloganlarımı paylaşabilirim. Bunlardan beğenilmeyenler elenebilir tabii ki

Dur, 
Düşün,  
Karar ver İzmir;
Artık değişim şart!...

Her şey
Sağlıklı belde,
Mutlu şehir,
Huzurlu kent İzmir için;

***

Fikri hür,
Vicdanı hür,
İrfanı hür,
Aynı zamanda
Seçmeni hür başkan olmak istiyorum

***

İlaçla tedavi yetmedi

Erken ameliyat gerekli

Siyasete yeni kan;

İzmir'e cerrah başkan

***

Gönüllere gire, gire geliyoruz biz

Dikenleri kıra, kıra geliyoruz biz

Çiçekleri büyüterek geliyoruz biz

İzmirimizi çiçek bahçesi yapacağız biz”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.