İş dünyası artan maliyetler ve kur baskısı altında ayakta kalma mücadelesi verirken, konkordato başvurularındaki artış ekonomideki kırılganlığı açık biçimde ortaya koydu. Çalışanlar, emekliler ve sabit gelirliler ise enflasyonun altında kalan ücretlerle adeta ezildikleri bir yılı geride bıraktı.
Ege Otomotiv Derneği ve Ege İhracatçı Birlikleri’nin her yılbaşında düzenlediği toplantılara bu yıl da katıldım. Her iki toplantıda da ortak kanaat, 2025’in son derece sıkıntılı geçtiği, 2026’nın ise güçlü bir umut vermediği yönündeydi. Piyasalarda sınırlı bir rahatlamanın ancak 2027’de bir seçim olasılığının netleşmesi ve buna bağlı olarak 2026’nın sonlarına doğru para politikasında gevşeme yaşanması halinde mümkün olabileceği dile getirildi. Kısacası umut, 2026’nın sonbaharına ertelenmiş görünüyor.
Konkordato başvurularındaki hızlı artış, finansmana erişimde yaşanan daralmanın ve kâr marjlarındaki aşınmanın en somut göstergelerinden biri oldu. 2025, büyümeden çok dirençle geçen, yatırım iştahının yerini bekle-gör politikasına bıraktığı bir yıl olarak kayıtlara geçti.
Sanayide Stratejik Alarm
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi ve birlik başkanları, SwissOtel İzmir’de düzenlenen toplantıda 2025 ihracat performansını değerlendirdi. Ege İhracatçı Birlikleri’nin 18,5 milyar dolarlık ihracat rakamı ilk bakışta olumlu görünse de, bu artışın bir başarıdan çok direnç göstergesi olduğu vurgulandı. Hububat, su ürünleri, tütün, maden ve demir-dışı metallerdeki yükseliş, iş dünyasının zorlu koşullara rağmen ayakta kalma çabasını yansıtıyor.
Buna karşılık tekstil ve hazır giyim gibi emek yoğun sektörlerde tablo çok daha kırılgan. Jak Eskinazi’nin de altını çizdiği gibi, yüksek enerji ve işçilik maliyetleri üretimin kademeli olarak yurt dışına kaymasına neden olurken, istihdam kayıpları hızlandı. Bu gelişme, Türkiye’nin sanayi yapısı açısından ciddi bir stratejik alarm niteliği taşıyor.
2026’ya girerken iş dünyasının ortak beklentisi tek bir başlıkta toplanıyor: öngörülebilirlik. Kur politikası, faizler, krediye erişim ve teşvik mekanizmalarındaki belirsizlik, yatırım kararlarını erteliyor; risk alma iştahını ve üretim kapasitesini zayıflatıyor.
Mevcut göstergeler, 2026 yılında da kur artışının enflasyonun gerisinde kalacağını, kredi koşullarında ise anlamlı bir gevşeme yaşanmayacağını işaret ediyor. Bu tablo, özellikle emek yoğun sektörler açısından bir zor yılın daha kapıda olduğunu gösteriyor. İş dünyası, kısa vadeli sıkılaştırma adımlarının ötesinde, üretimi ve ihracatı merkeze alan uzun vadeli bir perspektif talep ediyor.
2025 boyunca ihracatçıların ve sanayicilerin büyük fedakârlıklarla süreci taşıdığı açık. Ancak bu yükün kalıcı ve öngörülebilir politikalarla desteklenmemesi halinde ekonomik risklerin daha da büyümesi kaçınılmaz.
Sonuç olarak 2025, Türkiye ekonomisi için gerçek bir dayanıklılık testi oldu. 2026 ise ya belirsizliğin derinleştiği bir yıl olacak ya da güven veren adımlarla umutların yeniden filizlendiği bir dönemin başlangıcı. Bugün için görünen o ki, ekonomide geçici de olsa bir iyileşme beklentisi, seçim takviminin netleşmesine bağlanmış durumda. İş dünyası artık fedakârlığın değil, öngörülebilirliğin konuşulduğu bir takvim görmek istiyor.