YEREL POLİTİKA

Serkan Acar’ın hayat yolculuğu… Hakim olacaktım hayat beni belediye başkanı yaptı!

Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, hakimlik hayali kurarken hayatın kendisini avukatlığa ve ardından siyasete yönlendirdiğini anlattı. Acar, “Hakimlik sınavının iptal olduğunu öğrendiğimde çok üzülmüştüm ama sonra her işte bir hayır vardır dedim” diyerek, GÜNDEME BAKIŞ'a hayatının bilinmeyenlerini içtenlikle anlattı.

Abone Ol

Hale YILDIRIM / GÜNDEME BAKIŞ - Bayramlar bazen sadece bir takvim günü değildir… İnsan bayramlarda çocukluğuna, ailesine, yarım kalan hayallerine, eski sofralara döner. Bir belediye başkanının makam odasında başlayan sohbet de kimi zaman sizi Bayraklı’nın dar sokaklarına, bir kaynakçı babanın alın terine, İzmir Fuarı’na gitmeyi “büyük mutluluk” sayan bir çocuğun hikayesine götürür.

Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar ile yaptığımız bayram söyleşisinde konu sadece siyaset olmadı. Çocukluğu, ailesi, hayalleri, hukuk yılları, askerliği, kaçırdığı hakimlik sınavı, evliliği ve siyasete uzanan yolculuğunu anlattı. Anlatırken kimi zaman kahkaha attı, kimi zaman yıllar öncesinden kalan bir öğretmen cümlesi gözlerinin içine yerleşti.

Biz de sohbetin ilerleyen bölümünde sözü tamamen ona bıraktık…

“BABAMIN MAAŞI EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZDİ”

“Bayraklı’da bir gecekondu mahallesinde doğdum ben, Çiçek Mahallesi’nde. Hatta sonradan öğrendim ki Hasan Karabağ ile aynı mahalledeymişiz. Babam demir çelik fabrikasında kaynakçıydı, annem ev hanımı. Güzel bir aile ortamımız vardı, keyifli bir çocukluk geçirdim. 2 kardeşiz. Kendi yağıyla kavrulan bir aileydik, ay sonu babamın getirdiği maaş bizim için büyük zenginlikti… Sıcak, samimi, hayat mücadelesi veren, hayatta ve ayakta kalmaya çalışan, bu konuda da maddi değil manevi bağları üst düzey olan bir aile ortamımız vardı.

Öğrencilik yıllarım hep hayata tutunmakla geçti. Babam 1989 yılında emekli oldu, ben 13 yaşındaydım. Babam emekli olduktan sonra, emekli aylığı yetmediği için 16 yıl daha çalıştı. Hafta sonları inşaatlara biz de birlikte gider çalışırdık. Babamın kaynakçılığı, su tesisatçılığı işlerinde yardım ederdik. Ben boruları paftayla açardım, kız kardeşim ketenle sarardı. O günlere dönüp baktığımda çok keyifli anlar hatırlıyorum.

Bizim sosyal hayatımız birlikte çalışmaktı. Yılda bir kere İzmir Fuarı’na gitmek en büyük gezimiz, keyfimizdi. Okul hayatımda da başarılı olmak, okumak zorundaydım. Keyfiyetim yoktu, tercihim yoktu. İyi bir öğrenci olduğumu düşünüyorum, notlarım iyiydi.”

BOĞAZİÇİ HAYALİNDEN VAZGEÇİREN O CÜMLE…

Sohbet ilerledikçe konu üniversite yıllarına geliyor. Acar’ın çocukluk hayali aslında hukuk değil, diplomasi…

“Üniversite sınavına tek tercihle girmiştim, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi… İlkokul öğretmenim, çok severim, hâlâ görüşürüz. Üniversite hayatımda bile beni takip etti, yanımda oldu. Ben Boğaziçi Uluslararası İlişkiler’de okumak istiyordum. En büyük hayalim diplomat olmaktı. Kuzenim de ODTÜ Kamu Yönetimini kazanmıştı. O sürekli ODTÜ’ye gelmem noktasında ısrar ediyordu. Ben ilkokula 5 yaşında başladım, üniversite tercih sürecinde de 16 yaşındaydım.

İlkokul öğretmenim benden sonra kardeşimi de okuttu, onun da öğretmeniydi. Beni çağırdı ve üniversitede nereyi yazacağımı sordu. Ben de Boğaziçi Uluslararası İlişkiler bölümünü yazacağımı söyledim. ‘Olmaz’ dedi. Ailemin durumu belliydi. ‘Sen yazdın, ailen de seni oraya varını yoğunu dökerek yolladı, şehir dışında okuttu ama kardeşinin hakkını yiyeceksin’ dedi. Hâlâ o sesi kulaklarımdadır. ‘Burada Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi var, çok iyi bir okul, burada böyle bir okul varken kardeşinin hakkını yememen lazım’ dedi ve ben doğru söylediğini anladım.

16 yaşındayım, böyle bir vebal almak istemedim ve Boğaziçi’nden vazgeçtim. Kuzenim de ODTÜ’de yurtta odanı ayırttım, birlikte olacağız buraya gel diyordu. O zaman tercih formu sınava girerken veriliyordu. Ben sınava gireceğim sabahın gecesi birinci sıraya ODTÜ’yü yazdım, ikinci sıraya da Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi yazdım. 18 tercih hakkım vardı. Sabaha kadar suçluluk hissettim ve sabah ODTÜ’yü de sildim, tek tercih DEÜ Hukuk ile sınava girdim.

Hedefim daha yüksek puanlı üniversitelerdi, bu açıdan da benim için rahat bir sınav oldu. Kolaylıkla DEÜ Hukuk’a girdim. Akrabalarımızda da çok okuyan yoktu, Hukuk Fakültesi kazanmak o dönem için önemli bir başarıydı. Ailem de tabii ki mutlu oldu.”

“HAKİM OLMAK İSTERKEN HAYAT BENİ AVUKATLIĞA YÖNLENDİRDİ”

Üniversite sonrasında ise hayatın yönü bambaşka bir yere kırılıyor…

“Ben hukuk bölümünü yazarken de avukatlığı hiç düşünmedim. Hayalim savcı ya da hakim olmaktı. Denedim ama kötü bir zamana denk geldim. Okuldan mezun olduğumda 1998-1999 yıllarında 2 yıl sınav açılmadı. Sınav açılmayınca dayanamadım askere gittim. Askerliğim Siirt Eruh’a çıktı. Ben askerliğe başladığımda sınav açıldı. Askerliğimin devamında Şırnak’a gittim.

Askerliğimin bitmesine yakın, uydu telefon vardı orada ve bana telefon geldi. ‘Birlikte hukukçu siz varsınız bir tek, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı askeri hakimlik sınavı açtı, buna müracaat etmeyi düşünür müsünüz?’ dediler. Hakim-savcı olacağım diye hemen evet dedim.

Ancak orada iletişim yok, ben evrakları nasıl hazırlayacağım, nasıl yetiştireceğim derken aileme haber verdim. Evrakları hazırladılar ama ben askerliği 15 gün geç bıraktım, helikopter gelip almadı bizi. Araç girişi yasaktı benim askerlik yaptığım yerde. 15 gün fazladan askerlik yaptım…” diyerek gülüyor.

“Müracaat süresini kaçırıyorum, helikopter beni aldı, tugaya indik. Komutanımız benim belgemi görmüş. ‘Senin askeriyede kalmanı arzu ediyoruz’ dedi. ‘Efendim ben sınava gireceğim, müracaat etmem gerekiyor’ dedim. Komutanım da ‘Tamam 3 gün sonra konvoy var, onunla gidersin’ dedi. Ben de süre doluyor diye endişe ediyorum. ‘Yetişemem komutanım’ dedim. ‘Ben ararım, kabul ederler’ dedi ama ben yine de gittim.

Sınava girdim, yazılısı da mülakatı da çok güzel geçti. Galiba olacak dedim. 5-6 ay bekledim sınav sonucunu. Defalarca aradım. Bir süre çalışamadım da… Çünkü sınav sonucu belli olacak ve ben oraya gideceğim diye düşünüyordum. Sonra sınavın iptal olduğu bilgisi geldi. Ardından bir kişinin alındığını duydum ve çok üzüldüm. 2001 yıllarıydı…

Sonra her işte bir hayır vardır dedim. Hayatın bizi avukatlığa doğru yönlendirdiğini düşündüm. Yeni bir sayfa açtım. Bir müddet sigortalı çalıştım, sonra kendi ofisimi açtım. Avukatlık yaparken 2004-2010 arasında Aliağa’dan çok fazla dava almaya başladım. Sürekli gelip gitmem gerekiyordu. İşler yoğunlaşınca evi de buraya taşıdım.”

“EŞİME ÇOK ŞEY BORÇLUYUM”

Hayatın yoğun temposu içinde bir yandan da yeni bir aile kuruluyor…

“2006 yılında evlendim. Aslında 2002’den itibaren avukatlık kararını verdikten sonra işime, kendi ofisime odaklandım. Ayakta kalma mücadelesi verdim, iyi ve keyifli geçti ilk yıllarım. Bir müddet sonra evlilik zamanı gelince, bir yandan büyüklerin telkinleri, bir yandan bizim aile hayatı kurma isteğimizle birlikte bu yola girdik.

Ben eşimi aslında çocukluk yıllarından biliyorum ama çok uzun yıllar görmedim. Annem ‘Bir tanıştırmak isterim’ dedi ve tanıştık, ardından da evlilik kararı aldık.”

“Evleneceğim kadın bu” derken hangi özelliklerden etkilendiğini sorduğumuzda ise şu yanıtı veriyor:

“Eş kriterleri vardır herkesin kafasında, bu tek bir kriter değildir. Ben eşimin kafamdaki kriterlere uyduğunu düşünerek evlilik kararı aldım. Demek ki onun açısından da ben o kriterlere uyuyormuşum ki birlikte evlilik kararı alındı.

Aile olabilmek çok önemli. Aşk, karşılıklı sevgi, saygı, çok önemli. Ama en önemlisi anlamak, değer vermek ve değer görmek. Allaha şükürler olsun ki eşimle, üç evladımızla biz bunları ailemizde yaşıyoruz. Görevim boyunca eşimin desteğini hep yanımda gördüm. Çocuklarımıza, ailemize çok emek veriyor. Ona çok şey borçluyum."

“SİYASETE KAYBEDEREK BAŞLADIM”

Siyasete ilgisinin ise çocukluk yıllarından beri olduğunu söylüyor Acar…

“Ben siyaseti hep seviyordum, yerel yönetimlere büyük ilgim vardı. Her zaman ‘Ben olsam ne yaparım?’ diye düşünürdüm. Milliyetçi Hareket Partisi olarak da bizim bir dünya görüşümüz vardı, ailemin de… Ben siyaset yapacaksam yapacağım yer zaten belliydi.

Aliağa’da Mehmet Ali ağabeyim var, onun bir ilçe başkanlığı adaylığı süreci oldu. Beni de yönetimine yazmak istedi. Yönetimine girdim ve seçimi kaybettik. Siyasete kaybederek başladık. Allah rahmet eylesin Abdurrahim Aydemir Başkanım kazanmıştı seçimi.

Daha sonra yönetimde revizyona gidildi ve kısa süre sonra yönetime girdik. 2010 yılında Abdurrahim Başkanımla birlikte yönetimde görev aldım ve ilk teşkilat toplantısında Teşkilattan Sorumlu İlçe Başkan Yardımcısı oldum. Yaklaşık 4 yıl bu görevi yaptım.

2014’te belediye seçimlerinde aday gösterildim ve o günden beri belediye başkanıyım.”

“ASLINDA ÖZLEDİĞİMİZ O YAŞLARIMIZ”

Söyleşinin sonunda konu bayramlara geliyor. “Nerede o eski bayramlar?” sorusuna ise uzun uzun düşünerek yanıt veriyor:

“Nerede o eski bayramlar boyutunda, insanlarda yaş ilerledikçe geçmişe özlem artar, bu da olağandır. Çünkü insan hep çocuk, hep genç kalmak ister. O çocukluğun tadı başkadır.

Benim en çok özlediğim şey yer sofrasında ailecek yemek yemek, birlikte çay içip sohbet etmek. Onun için eski bayramları da özlüyorsunuz ama işin temelinde geçirilen vakti ve o yaşları özlüyorsunuz.

Bunlar bizim kültürümüz… Bu kültürü milletimiz var olduğu müddetçe korur. Benim o konuda hiçbir şüphem yok. Çünkü bu millet 50-100 yıllık bir millet değil. Asırlarca zamandır var olmuş ve kültürünü, örfünü, adetini korumuş. Bundan sonra da ebediyete kadar koruyacaktır.”