<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gündeme Bakış</title>
    <link>https://www.gundemebakis.com</link>
    <description>İzmir Haber, İzmir'de Son Dakika Haberleri, İzmir'e dair her şey...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gundemebakis.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 30 May 2026 01:15:33 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Güzellik uğruna ölümcül kumar!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/guzellik-ugruna-olumcul-kumar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/guzellik-ugruna-olumcul-kumar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yıl boyunca kalıcı bronzluk sağlama vaadiyle internet üzerinden yasa dışı şekilde satılan ve "Barbie ilacı" olarak adlandırılan Melanotan II, tıp dünyasını alarma geçirdi. Uzmanlar, denetimsiz sentetik hormonun cilt kanserini tetiklediği, böbrek ve kas sisteminde kalıcı hasarlara yol açtığı konusunda acil uyarı yayımladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Estetik kaygılar ve sosyal medyanın yarattığı kusursuz dış görünüş baskısı, insanları hayati tehlike barındıran kontrolsüz kimyasallara yönlendirmeye devam ediyor. Son dönemde özellikle genç yaştaki bireyler arasında hızla yayılan ve "Barbie ilacı" olarak adlandırılan Melanotan II adlı sentetik peptit, küresel ölçekte bir halk sağlığı krizine dönüşmek üzere. Geçmişi 1980'li yıllara dayanan ancak dijital platformların etkisiyle yeniden popülerlik kazanan bu tehlikeli maddeye karşı, İngiliz ve Amerikalı sağlık otoriteleri üst üste sert bildiriler yayımlıyor.</span></p>

<h1><span style="color:#000000"><strong>VÜCUDUN HORMON DENGESİYLE OYNAYAN YAPAY MÜDAHALE</strong></span></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Tıp uzmanlarının paylaştığı verilere göre Melanotan II, vücudun doğal melanosit uyarıcı hormonunu taklit eden laboratuvar üretimi sentetik bir peptit olarak tanımlanıyor. Genellikle iğne enjeksiyonu ya da burun spreyi formunda kaçak yollarla piyasaya sürülen kimyasal, cilde koyu tonunu veren pigment hücrelerini (melanositleri) yapay olarak uyararak çalışıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Klinik ortamlarda hiçbir güvenlik, kalite ve etkinlik testinden geçmemiş olan bu madde, doğrudan endokrin sistemine müdahale ettiği için vücutta öngörülemez hormonal kırılmalara zemin hazırlıyor. İngiltere merkezli saygın sağlık kuruluşu The Independent Pharmacy Kıdemli Klinik Danışmanı Dr. Donald Grant, bu denetimsiz ürünü kullananların sayısında son aylarda "endişe verici ve korkutucu bir artış" gözlemlendiğini açıkladı.</span></p>

<p></p>

<h1><span style="color:#000000"><strong>BENLERİ KANSER HÜCRESİNE DÖNÜŞTÜRÜYOR: BÖBREKLERİ İFLAS ETTİREBİLİR</strong></span></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Ruhsatsız bronzlaşma iğnelerinin yarattığı tahribat, solaryum cihazlarının bilinen kanser risklerini dahi gölgede bırakacak düzeyde seyrediyor. Bilimsel veriler, 35 yaşından önce solaryuma girenlerin cilt kanseri (melanom) riskinin yüzde 59 arttığını kanıtlarken, "Barbie ilacı" bu süreci doğrudan hücre bazında hızlandırıyor. Dr. Donald Grant, kimyasalın vücutta mevcut olan zararsız benleri aniden koyulaştırarak tümöre dönüştürebildiğini veya ciltte agresif yeni benlerin çıkmasına yol açarak cilt kanserini tetiklediğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Maddeyi kullanan kişilerin hastanelere başvuru süreçlerinde sadece cilt tahribatıyla karşılaşılmadığı; şiddetli mide bulantısı, akut kas erimesi ve böbrek yetmezliğine kadar uzanan ağır sistemik zehirlenme semptomlarının rapor edildiği belirtildi. Ürünün içinde tam olarak hangi yabancı bileşenlerin yer aldığının kullanıcılar tarafından bilinmemesi, hayati riski daha da tırmandırıyor.</span></p>

<h1><span style="color:#000000"><strong>"RUHSATSIZ, DENETİMSİZ VE TEMELDE TAMAMEN YASA DIŞI"</strong></span></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Sağlık bakanlıkları ve kanser araştırma kurumları, Melanotan II’nin genel kullanım için hiçbir şekilde onaylanmadığını ve tescillenmediğini hatırlatıyor. Dünyaca ünlü plastik cerrah Dr. Terry Dubrow da konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu sentetik yapının tıp literatüründe tamamen "deneysel" aşamada kaldığını ve asla güvenli bir tedavi yöntemi olarak kabul edilemeyeceğini belirtti.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Dr. Dubrow, internet üzerinden ve merdiven altı güzellik merkezlerinde pazarlanan bu ürünün "ruhsatsız, denetimsiz ve temelde tamamen yasa dışı" olduğunu vurguladı. Sağlık otoriteleri, bu peptidi herhangi bir şekilde vücuduna enjekte etmiş veya sprey olarak kullanmış kişilerin, herhangi bir yan etki beklemeden acilen en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak taramadan geçmesi gerektiği çağrısında bulunuyor.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/guzellik-ugruna-olumcul-kumar</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/05/68ebe2f7-a46f-485c-ad65-be9766bd11c1.jpg" type="image/jpeg" length="72422"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından kurban uyarıları: Bayram zehir olmasın!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-kurban-uyarilari-bayram-zehir-olmasin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-kurban-uyarilari-bayram-zehir-olmasin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Uğur Toprak, Kurban Bayramı öncesi etin doğru saklanması konusunda uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kıymanın saklama koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Toprak, 'Eti kıyma haline getirdikten sonra buzdolabında normal raf kısmında maksimum 2 gün tutmak gerekiyor. Dondurulmuş ürünü çıkartıp köfte bile yapsak tekrar dondurmamamız gerekiyor. Çünkü bu da bir gıda zehirlenmesine davetiye çıkartır. Bayramın zehir olmaması için bunlara dikkat etmek lazım' dedi.</p>

<p><img alt="U Z M A N D A N B A Y R A M I N Z E H I R O L M A M A S I I C I N ‘ E 1329294 394901" class="detail-photo img-fluid" height="667" src="https://gundemebakiscom.teimg.com/gundemebakis-com/uploads/2026/05/u-z-m-a-n-d-a-n-b-a-y-r-a-m-i-n-z-e-h-i-r-o-l-m-a-m-a-s-i-i-c-i-n-e-1329294-394901.jpg" width="1000" /></p>

<p>TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Uğur Toprak, Kurban Bayramı'nda kurbanlık seçiminden kesimine ve etin muhafazasına kadar dikkat edilmesi gereken noktalarla ilgili bilgi verdi. Bayramın yaz mevsimine denk geldiğini belirten Toprak, kurban kesimlerinin mutlaka izinli alanlarda ve mezbahalarda yapılması gerektiğini söyledi. Veteriner hekim kontrolünün önemine değinen Toprak, sokak aralarında yapılan kesimlerin halk sağlığı açısından risk oluşturduğuna dikkat çekerek, 'Hayvanın iç organları, havanın sıcaklığıyla birlikte ciddi bakterilerle bulaşı sağlayıp ciddi bir halk sağlığı sorunu yaratabilir. Hayvan kesilirken iç organların dağılmamasına dikkat edilmesi gerekiyor' dedi.</p>

<p><img alt="U Z M A N D A N B A Y R A M I N Z E H I R O L M A M A S I I C I N ‘ E 1329298 394901" class="detail-photo img-fluid" height="667" src="https://gundemebakiscom.teimg.com/gundemebakis-com/uploads/2026/05/u-z-m-a-n-d-a-n-b-a-y-r-a-m-i-n-z-e-h-i-r-o-l-m-a-m-a-s-i-i-c-i-n-e-1329298-394901.jpg" width="1000" /></p>

<h3><strong>'24 SAAT BOYUNCA ETİ TÜKETMEMEK GEREKİYOR'</strong></h3>

<p>Kesim sonrası etin uygun şekilde dinlendirilmesi gerektiğini belirten Toprak, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Hayvan kesildikten sonra ölüm sertliği dediğimiz bir durum oluşur. Bu nedenle 24 saat boyunca eti tüketmemek gerekiyor. Etin kendine gelmesi, rahatlaması gerekiyor. Özellikle eti yığınlar halinde üst üste koyarsak ya da poşetlersek sorun oluşabilir. Çünkü hayvan eti daha sıcak. Yeşillenme dediğimiz olay gerçekleşebilir. O eti artık tüketemeyiz. Çok fazla eti üst üste koymadan dolaba yerleştirmek gerekiyor. Etin altına buz kalıbı koyup hızlıca soğutulması önemli. Aksi halde gıda zehirlenmeleri olabilir. İshal, kusma ve mide bulantısı gibi durumlarla karşılaşılabilir.'</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>'GIDA ZEHİRLENMESİNE DAVETİYE ÇIKARTIR'</strong></h3>

<p>Kıyma haline getirilen etin daha kısa sürede tüketilmesi gerektiğini ifade eden Toprak, 'Vatandaşlar etleri kıyma şeklinde getirip buzluğa atabiliyor. Özellikle kıyma çektirdiğiniz yere dikkat etmelisiniz. Kasabın hijyenik koşulları oldukça önemli. Eti kıyma haline getirdikten sonra buzdolabında normal raf kısmında maksimum 2 gün tutmak gerekiyor. Eğer donduracaksak da kullanabileceğimiz miktarlarda dondurmak gerekiyor. Dondurulmuş ürünü çıkartıp köfte bile yapsak tekrar dondurmamamız gerekiyor. Çünkü bu da bir gıda zehirlenmesine davetiye çıkartır. Bayramın zehir olmaması için bunlara dikkat etmek lazım' ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<h3><strong>'TEPSİNİN ÜZERİNE KOYUP DOLABA KALDIRMALI'</strong></h3>

<p>Baba mesleğini sürdürdüğünü ve 4 yıldır uzman kasap olarak çalıştığını belirten Tuğrul Sönmez (22) ise kurban etinin poşette saklanmasının yanlış olduğunu vurgulayarak, 'Kurbanlığı parçaladıktan sonra torbalara koyuyoruz. Torbanın ağzını bağlıyoruz. Bu sefer sıcak et hava almıyor. Hararet yapıyor, bozuluyor. Yani yeşermeye başlıyor. Eti torbayla değil bir tepsinin üzerine koyup dolaba kaldırmalı. Eti parçaladıktan sonra 24 saat boyunca dinlenmesi lazım. Böylelikle et yumuşar' dedi. Etin her bölümünün farklı amaçlarla değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Sönmez, 'Bonfile veya antrikot kısmı kızartmalık yapılır. Etin en yumuşak, en değerli yerleridir. Kıyma olmaz. Olursa ziyan olur. Gerdan, kol ve kaburga taraflarından kıyma olur' diye konuştu. (DHA)</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-kurban-uyarilari-bayram-zehir-olmasin</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/05/uzmanindan-kurban-uyarilari-bayram-zehir-olmasin-1.jpg" type="image/jpeg" length="71679"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gün sonunda bacaklarınız şişiyorsa dikkat!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/gun-sonunda-bacaklariniz-sisiyorsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/gun-sonunda-bacaklariniz-sisiyorsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün sonunda bacaklarda oluşan şişlik, ağırlık hissi ve rahatsızlık hissi, estetik bir sorundan ziyade damar sağlığına dair önemli bir sinyal olabilir. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serkan Akcan, özellikle uzun süre sabit pozisyonda kalan ve ayakta çalışan kişileri uyararak erken teşhisin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bacaklarda gün sonunda artan şişlik, ağırlık hissi ve rahatsızlığın damar sağlığı açısından önem taşıyabileceğini belirten Özel Adatıp Hastanesi'nden Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serkan Akcan, özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde bu şikayetlerin daha sık görülebildiğini ifade etti.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Toplardamar dolaşımındaki yavaşlama, varis oluşumu, hareketsizlik ve fazla kilo gibi faktörlerin bacaklarda şişlik hissine neden olabileceğini belirten Op. Dr. Akcan, tek taraflı ani gelişen şişliklerde ise gecikmeden değerlendirme gerektiğini söyledi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şikayetlere ağrı, ciltte renk değişikliği, gece krampları veya damar belirginliğinin eşlik etmesi halinde uzman görüşü alınmasının önemli olduğunu ifade etti. Gün içinde kısa yürüyüşler yapmak, uzun süre sabit pozisyonda kalmamak, bacakları dinlendirmek ve hekim önerisiyle uygun destek ürünleri kullanmanın fayda sağlayabileceğini belirtti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Op. Dr. Akcan, “Dolaşım sistemiyle ilgili belirtiler erken dönemde fark edildiğinde yaşam konforunu artıracak önlemler alınabilir” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan Akcan, bu haberin bilgilendirme amacı taşımakta olduğunu tanı veya tedavi vaadi içermediğini, sağlıkla ilgili değerlendirmeler kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini söylerken, her zaman uzman hekim görüşü alınması önemli olduğunu dile getirdi.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/gun-sonunda-bacaklariniz-sisiyorsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/05/a88b4e1a-fbc0-4c85-b47f-2845aa2afe00.webp" type="image/jpeg" length="14155"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Benlerdeki değişiklikleri hafife almayın!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/benlerdeki-degisiklikleri-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/benlerdeki-degisiklikleri-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mukadder Uzar Koçak, bilinçsiz güneşlenme alışkanlıkları, güneş yanıkları ve korunmasız ultraviyole (UV) maruziyetinin dünya genelinde cilt kanseri vakalarının artışında etkili olduğunu belirterek, “Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak, deri kanserleri açısından en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Şekli değişen benler dikkate alınmalıdır" dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mukadder Uzar Koçak, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Dr. Koçak, deri kanserlerinin giderek daha sık görüldüğünü belirterek özellikle güneşe yoğun maruz kalan kişilerde riskin arttığını söyledi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmanın deri kanserleri açısından en önemli risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Koçak, “Deri tümörleri köken aldıkları hücrelere göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Deri kanserleri genel olarak melanom ve melanom dışı deri kanserleri olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Melanom dışı deri kanserleri, tüm deri kanserleri içerisinde en sık görülen gruptur. Melanom dışı deri kanserleri kendi içinde bazal hücreli karsinom ve skuamöz hücreli karsinom olarak ikiye ayrılır. Bazal hücreli karsinom tüm deri kanserlerinin yaklaşık yüzde 75-80’ini oluşturmaktadır” diye konuştu.</span></p>

<p></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">‘AÇIK TENLİ VE GÜNEŞE YOĞUN MARUZ KALAN KİŞİLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR’</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Bazal hücreli karsinomun daha çok açık tenli, renkli gözlü, kızıl saçlı ve ileri yaş bireylerde görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Koçak, “Vakaların büyük kısmı güneşe en çok maruz kalan baş-boyun bölgesinde ortaya çıkmaktadır. Özellikle uzun yıllar güneş maruziyeti olan kişiler risk altındadır. Risk faktörleri arasında genetik yatkınlığın yanı sıra güneş ışınları önemli rol oynamaktadır. Özellikle aralıklı ve yoğun güneş maruziyeti dediğimiz intermittent güneş alımı, deri kanserleri açısından önemli risk faktörleri arasında yer alır. Melanom dışı deri kanserlerinden biri olan skuamöz hücreli karsinom daha agresif seyredebilmektedir. Bu kanser türü tüm deri kanserlerinin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturur. Baş-boyun bölgesinde sık görülür ve metastaz yapabilme riski taşır. Özellikle yanık izleri, kronik yaralar ve skar dokuları üzerinde gelişebilmektedir. Bu tür lezyonlar ihmal edilmemelidir” dedi.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><span style="color:#000000">Melanomun deriye rengini veren hücrelerden köken aldığını belirten Prof. Dr. Koçak, “Melanom, tüm dünyada görülme sıklığının artması ve ölümcül seyredebilmesi nedeniyle üzerinde en fazla durulması gereken deri kanseridir. Melanomların yaklaşık yüzde 20’si mevcut benlerden gelişebilir. Özellikle doğumsal benlerin yakın takibi büyük önem taşımaktadır. Benlerde şekil, renk, sınır veya boyut değişikliği fark edildiğinde mutlaka dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Tüm deri kanserlerinde genetik yatkınlık ve güneş ışığı temel risk faktörlerindendir. Birinci faktör genetik, ikinci faktör güneş ışığıdır. Bu nedenle özellikle yaz aylarında güneşten korunma alışkanlıklarının ihmal edilmemesi gerekir. Güneşten korunma yalnızca yaz aylarında değil yıl boyunca önemlidir. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı, uzun süre direkt güneş altında kalmama ve düzenli dermatolojik kontrollere dikkat edilmelidir. Tedavide erken tanı büyük önem taşımaktadır. Her üç deri kanseri türünde de temel yaklaşım, lezyonun güvenlik sınırları bırakılarak tamamen çıkarılmasıdır. Erken dönemde fark edilen vakalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmaktadır” diye konuştu.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/benlerdeki-degisiklikleri-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/gundemebakis-com/uploads/2026/05/f5e9a407-47b5-49d4-b83d-cd2b7025a93d.webp" type="image/jpeg" length="15004"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Grip ile karıştırılıyor: Uzmanlardan 'hantavirüs' açıklaması]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/grip-ile-karistiriliyor-uzmanlardan-hantavirus-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/grip-ile-karistiriliyor-uzmanlardan-hantavirus-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi uzmanları, hantavirüs enfeksiyonu belirtilerinin grip ile benzerlik gösterebildiğine değinerek, kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin şikayetleri hafife almaması uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Yüksek ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlayabilen hantavirüs enfeksiyonu, bazı hastalarda ağır solunum yetmezliği ve böbrek tutulumu gibi ciddi tablolara yol açabiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sinem İliaz, hantavirüsün erken dönemde çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğini aktardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İliaz, "Hastalık ilk günlerde grip benzeri belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Ateş, halsizlik, yaygın kas ağrıları ve öksürük gibi şikayetler görülebiliyor. Ancak bazı hastalarda tablo ilerleyerek ciddi nefes darlığına ve akciğer tutulumuna dönüşebiliyor" değerlendirmesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla temas sonucu bulaşan hantavirüsün kapalı ve uzun süre kullanılmayan alanlarda risk oluşturduğuna işaret eden İliaz, depo, bodrum, bağ evi ve ahır gibi alanların temizliği sırasında dikkatli olunması gerektiğini kaydetti.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span style="color:#000000"><strong>"KORUNMADA EN ETKİLİ YÖNTEM KEMİRGENLERLE TEMASIN ÖNLENMESİ"</strong></span></h2>

<p><br />
<span style="color:#000000">Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu da hantavirüsün temel bulaş kaynağının kemirgenler olduğunu, temizlik sırasında yanlış uygulamaların virüsün havaya yayılmasına neden olabileceğini belirtti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hraloğlu, "Kemirgen dışkısı veya idrarının bulunduğu alanların doğrudan süpürülmesi ya da elektrikli süpürgeyle temizlenmesi, virüs içeren partiküllerin havaya karışmasına yol açabilir. Bu nedenle riskli alanlar önce havalandırılmalı, ardından koruyucu ekipman kullanılarak uygun dezenfektanlarla temizlenmeli" ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hastalığın erken dönemde farklı enfeksiyonlarla karıştırılabildiğine işaret eden Hraloğlu, kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerde yüksek ateş, nefes darlığı, halsizlik ve idrar miktarında azalma gibi belirtiler görülmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini kaydetti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hraloğlu, korunmada en etkili yöntemin kemirgenlerle temasın önlenmesi olduğunu belirterek, yaşam alanlarında hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/grip-ile-karistiriliyor-uzmanlardan-hantavirus-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/05/94753328-f9b9-43b8-ab5e-4508335926b6.webp" type="image/jpeg" length="85548"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Depresyonun izleri 'kan testinde' bulunabilir]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/depresyonun-izleri-kan-testinde-bulunabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/depresyonun-izleri-kan-testinde-bulunabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, kandaki bazı bağışıklık hücrelerinin biyolojik yaşlanması ile depresyonun fiziksel olmayan belirtileri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Depresyonun teşhisi bugün büyük ölçüde kişinin anlattığı belirtilere ve klinik değerlendirmeye dayanıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak ScienceAlert’in aktardığı yeni bir çalışma, depresyonun bazı belirtilerinin kanda izlenebilecek biyolojik işaretlerle bağlantılı olabileceğini gösterdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Araştırma, henüz depresyon için hazır bir “kan testi” anlamına gelmese de, ruh sağlığı tanısında daha nesnel biyolojik göstergelerin kullanılabileceğine işaret ediyor.</span></p>

<h1><span style="color:#000000"><strong>KAN HÜCRELERİNDE DEPRESYON İZİ</strong></span></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Depresyonun yetişkinlerin yaklaşık yüzde 6’sını etkilediği düşünülüyor. Buna karşın tanı süreci çoğu zaman kolay ilerlemiyor; çünkü belirtiler kişiden kişiye değişiyor ve değerlendirme büyük ölçüde kişinin kendi deneyimini nasıl aktardığına dayanıyor. Bu nedenle bilim insanları, depresyonun tanı ve izleminde kullanılabilecek biyolojik belirteçler üzerine çalışıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">The Journals of Gerontology, Series A: Biological Sciences and Medical Sciences dergisinde yayımlanan, ABD’deki çeşitli kurumlardan araştırmacıların yürüttüğü çalışma, HIV ile yaşayan ve yaşamayan kadınlardan alınan kan örneklerine odaklandı. Araştırmada 261’i HIV pozitif, 179’u HIV taşımayan toplam 440 kadının verileri incelendi. Katılımcıların yakın dönemde yaşadıkları depresyon belirtileri de anketler aracılığıyla değerlendirildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Araştırmanın merkezinde “monosit” adı verilen bağışıklık hücreleri yer aldı. Bilim insanları, bu hücrelerin biyolojik yaşlanmasını ölçen MonoDNAmAge adlı epigenetik saat yöntemini kullandı. Bu yöntem, DNA’daki metilasyon izlerine bakarak hücrelerin takvim yaşından bağımsız olarak ne kadar “yaşlandığını” ölçmeyi amaçlıyor.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">UMUTSUZLUK VE ZEVK KAYBIYLA BAĞLANTI</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Çalışmada monositlerin hızlanmış biyolojik yaşlanması ile depresyonun özellikle fiziksel olmayan belirtileri arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Bu belirtiler arasında umutsuzluk hissi ve daha önce keyif alınan etkinliklerden kopma, yani anhedoni öne çıktı. Buna karşılık yorgunluk ya da uyku sorunları gibi bedensel belirtilerle aynı düzeyde bir bağ saptanmadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Araştırmacılar açısından bu bulgu önemli. Çünkü HIV ile yaşayan kişilerde yorgunluk gibi fiziksel belirtiler çoğu zaman depresyondan çok kronik hastalığın etkisi olarak yorumlanabiliyor. New York Üniversitesi Rory Meyers Hemşirelik Fakültesi’nden psikiyatri araştırmacısı Nicole Beaulieu Perez, yaptığı değerlendirmede, bulguların bedensel semptomlardan çok ruh hali ve bilişsel belirtilerle ilişkili olmasının dikkat çekici olduğunu belirtti.</span></p>

<h1><span style="color:#000000"><strong>HIV İLE YAŞAYAN KADINLARDA RİSK DAHA YÜKSEK</strong></span></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Araştırmanın HIV ile yaşayan kadınlara odaklanması tesadüf değil. Bu grupta depresyon görülme oranlarının genel nüfusa kıyasla daha yüksek olduğu biliniyor. Kronik hastalık yükü, toplumsal damgalanma, ekonomik kırılganlık ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, ruh sağlığı risklerini artıran başlıca etkenler arasında sayılıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çalışmada kullanılan MonoDNAmAge yöntemi, daha önce geliştirilen Horvath epigenetik saatine kıyasla depresyonun bu özgül belirtilerini yakalamada daha duyarlı göründü. Araştırmacılar bu nedenle tek bir hücre tipine, yani monositlere odaklanan daha hassas biyolojik ölçümlerin ruh sağlığı araştırmalarında yeni bir alan açabileceğini belirtiyor.</span></p>

<h1><span style="color:#000000"><strong>HENÜZ KAN TESTİ DEĞİL, AMA ÖNEMLİ BİR ADIM</strong></span></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Bilim insanları, bu bulguların depresyon için hemen kullanılabilecek bir kan testi anlamına gelmediğini vurguluyor. Depresyon tek tip bir rahatsızlık değil; kişiden kişiye farklı biçimlerde ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yalnızca tek bir biyolojik işaretle tanı koymak şimdilik mümkün değil.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Ancak çalışma, depresyonun bazı belirtilerinin bağışıklık sistemi ve biyolojik yaşlanma süreçleriyle ilişkili olabileceğine dair yeni kanıtlar sunuyor. Araştırmacılara göre bu tür biyobelirteçler, gelecekte özellikle yüksek riskli gruplarda depresyonun daha erken fark edilmesine ve tedavi sürecinin daha kişiselleştirilmesine katkı sağlayabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Perez, bulguların “hassas ruh sağlığı hizmeti” hedefine bir adım daha yaklaştırdığını belirterek, biyolojik çerçevelerin gelecekte tanı ve tedaviyi yönlendirebileceğini ifade etti.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/depresyonun-izleri-kan-testinde-bulunabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 20:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/05/2b72dafd-afa6-46d5-8288-f893b2854ab8.webp" type="image/jpeg" length="43386"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Toplum sağlığı için aşılanma: Uzmanlardan ‘bağışıklama’ uyarısı]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/toplum-sagligi-icin-asilanma-uzmanlardan-bagisiklama-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/toplum-sagligi-icin-asilanma-uzmanlardan-bagisiklama-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağışıklama Haftası kapsamında TAHUD’un değerlendirmelerinde, aşılanmanın yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorumluluk olduğu vurgulanırken, aşılanma oranlarındaki düşüşün toplum sağlığı açısından riskine dikkat çekildi. Hedefli bilgilendirme çalışmalarının ise aşı kabulünü yüzde 20-30 oranında artırılabildiği ifade edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) ile Sanofi Türkiye’nin İstanbul Beşiktaş’ta "Bağışıklama Haftası" kapsamında düzenlediği basın toplantısında, aşı tereddüdünün yarattığı riskler ve bağışıklamanın toplum sağlığı açısından önemi ele alındı. Toplantıda, yaşam boyu bağışıklama yaklaşımı ve aile hekimliğinin koruyucu sağlık hizmetlerindeki rolü öne çıkarken, TAHUD Genel Başkanı Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk ile Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Seçil Günher Arıca değerlendirmelerde bulundu.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Aşı sayesinde bağışıklık sisteminin hasta olmadan simüle edilerek hazır hale geldiğini ifade eden Genel Başkan Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk, bu nedenle bağışıklamanın geleceğe yönelik bir yatırım olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, toplum sağlığının geleceği için önemli bir rol oynadığını aktardı. Dünyada ve Türkiye'de oluşan aşı tereddüdünün temelinde yanlış bilgi ve kontrolsüz bilgi akışının yer aldığını belirten Öztürk, bilgiye erişimin hızlanmasına karşın doğru bilgiye ulaşma konusunda ciddi sorunlar yaşandığını ifade etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyal medya başta olmak üzere denetimsiz bilgi kaynaklarının aşı karşıtlığını artırdığını kaydeden Öztürk, bu durumun aşılanma oranlarını düşürdüğünü ve önlenebilir hastalıkların yeniden görülmesine yol açtığını söyledi.</span></p>

<p><br />
<span style="color:#000000">Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Seçil Günher Arıca (sağ) / Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği Genel Başkan Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk (sol)</span></p>

<h1><span style="color:#000000"><strong>'ENFEKSİYONLARDAN KORUNMANIN EN TEMEL YOLU AŞI'</strong></span></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Seçil Günher Arıca ise aşılamanın yalnızca bireysel korunma sağlamadığını, hastalıkların ağır seyretmesini de engellediğini belirtti. Günümüzde yaklaşık 30 hastalığa karşı aşı uygulanabileceğini ifade eden Arıca, aşılama sürecinin sadece çocukluk dönemiyle sınırlı olmadığını, bağışıklığın zamanla zayıflaması nedeniyle erişkin bireylerde de bazı aşıların tekrarlanması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin yaşlanan bir nüfusa sahip olduğuna dikkat çeken Arıca, bağışıklık sisteminin yaşla birlikte zayıfladığını ve enfeksiyonlara bağlı risklerin arttığını belirtti. Aşı karşıtlığındaki artışın somut sonuçlarının görüldüğünü belirten Arıca, kızamık gibi önlenebilir hastalıkların yeniden ortaya çıktığını söyledi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan RSV virüsüne dikkat çeken Arıca, dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğun bu virüse yakalandığını ve önemli bir kısmının hayatını kaybettiğini ifade etti. RSV’nin yalnızca çocuklarda değil, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireylerde de ağır seyrettiğini belirten Arıca, gebelik döneminde ve doğum sonrası uygulanan aşıların bu riskleri azaltmada önemli rol oynadığını dile getirdi.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/toplum-sagligi-icin-asilanma-uzmanlardan-bagisiklama-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/04/ad66ba11-1c27-426f-ad62-63cee9aa7df3.webp" type="image/jpeg" length="61401"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan kalp sağlığı uyarısı: 30 yaş sonrası düzenli kontrol şart]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-30-yas-sonrasi-duzenli-kontrol-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-30-yas-sonrasi-duzenli-kontrol-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği uzmanlarından Prof. Dr. Öner Özdoğan, herhangi bir genetik yatkınlık olmasa bile kalp sağlığı konusunda mutlaka risk faktörlerine dikkat edilmesi gerektiğini belirtip, 'Artık kalp krizi riski 30 yaşına kadar düşmüş durumda. 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırmanız gerekiyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İzmir Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Uzmanlarından Prof. Dr. Öner Özdoğan, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında genel kalp sağlığı konusunda bilgi verdi. Prof. Dr. Özdoğan, Kalp Sağlığı Haftası'nın toplumda farkındalığı artırmak için uzun yıllardır Türk Kardiyoloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı'nın önerileriyle nisan ayının ikinci haftasında kutlandığını söyledi. Kalp hastalığının eskiden yalnızca 'yaşlıların hastalığı' olarak bilindiğini söyleyen Prof. Dr. Öner Özdoğan, artık öyle olmadığını ifade etti.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">HİPERTANSİYON, OBEZİTE VE DİYABET EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ</span></strong></h1>

<p><span style="color:#000000">Kalp krizlerinin sigara ya da ailesel yatkınlıklar gibi nedenlerle çok erken yaşta ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, 'Özellikle risk faktörü yönetimi için farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor' diye konuştu. Değiştirilemeyen ve değiştirilebilir risk faktörleri bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Öner Özdoğan, hipertansiyon, diyabet, ailesel yatkınlık, obezite, metabolik sendrom ve kolesterol değerlerinin en önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Özdoğan, 'Hastanın romatolojik bir hastalığının olması da kardiyovasküler hastalıklar açısından riskli. Özellikle gençlerde erken yaşta kalp krizi, inme geçiren ya da periferik damar hastalığı olan kişilerin ailelerinin de erken yaşta kardiyovasküler hastalıklar açısından taranması gerekir' dedi.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">'NE KADAR ÇOK KALP KASI HÜCRESİ KURTARIRSAK, O KADAR AVANTAJLIYIZ'</span></strong></h1>

<p><span style="color:#000000">Kalbin orta kas tabakasını oluşturan, ritmik kasılmalarla kan dolaşımını sağlayan çizgili bir kas hücresi olarak bilinen miyokard hücresinin kalp krizleri açısından önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öner Özdoğan, 'Kalp krizlerinde hastayı acil olarak anjiyoya alıyoruz. Çünkü ne kadar çok kalp kası hücresi kurtarırsak, o kadar avantajlı oluyoruz. Eğer bir kişi kalp krizinden sonra erken dönemde hastaneye gelirse, bu kişinin kalbin kasılma gücü çok etkilenmemekte ve böylece ileriki dönemlerde yaşam kalitesi çok daha iyi olmakta. Fakat genç ya da yaşlı fark etmez, geç gelen hastalarda kalbin kasılma gücü düşmekte. Kalp ciddi oranda etkilendiği için hayatının uzun dönem boyunca da kalp yetersizliği, nefes darlığı gibi semptomlarla hastalıklarla uğraşmak zorunda' diye konuştu.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h1><strong><span style="color:#000000">'SANAL ANJİYO SADECE 45 YAŞ VE ÜZERİNDEKİ HASTA PROFİLİNE ÖNERİLİR'</span></strong></h1>

<p><span style="color:#000000">Sanal anjiyonun çok uzun zamandır yapılan bir tetkik olduğunu ancak son zamanlarda daha ön plana çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, tomografi gibi olduğunu söyleyerek, 'Sanal anjiyo sadece orta risk grubunda, 45 yaş ve üzerindeki hasta profiline önerilir. Bu kalbin hem kalsiyum skoru dediğimiz skorlamasını hem de kalp damarlarındaki darlık derecesini göstermektedir. Ama oradaki her darlığın da mutlaka stentle ya da balon stentle açılması gerektiği anlamına gelmemekte. O nedenle mutlaka bunu isteyen doktorun da bunu nasıl yorumlayacağını bilmesi gerekiyor' diye konuştu.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">'HAFTADA 3 GÜN 30 DAKİKALIK EGZERSİZ YAPILMALI'</span></strong></h1>

<p><span style="color:#000000">Kalp sağlığını korumak için vatandaşlara da bazı önerilerde bulunan Prof. Dr. Öner Özdoğan, 'Herhangi bir genetik yatkınlık olmasa bile mutlaka risk faktörlerini görmemiz lazım. Bütün dünyanın kullandığı kılavuzda artık kalp krizi riski 30 yaşına kadar düşmüş durumda. 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırmanız gerekiyor. Ailesel kolesterol yüksekliği çok erken yaşta kalp krizine neden olabilir. Hipertansiyon geç tedavi edilirse kardiyovasküler hastalık riskini artırmakta. Obezite yaşam tarzı önemli. Haftada 3 gün 30 dakikalık egzersiz öneririz. Hastalık oluşmadan önce kendimizi korumamız önemli. Kalp krizinden sonra yapılan müdahale ve alınan ilaçlar çok fazla işe yaramıyor' dedi.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-30-yas-sonrasi-duzenli-kontrol-sart</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/04/duz-bos-2.jpg" type="image/jpeg" length="76778"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından taklit-tağşiş uyarısı: Bayramda tatlı tuzağı!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-taklit-tagsis-uyarisi-bayramda-tatli-tuzagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-taklit-tagsis-uyarisi-bayramda-tatli-tuzagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, Ramazan Bayramı'nda çikolata ve tatlı ürünlerine talebin arttığını belirtip, taklit ve tağşiş ürünlere karşı uyarılarda bulundu. Toprak, 'Etikette belirtilmemesi halinde Antep fıstıklı diye aldığımız ürünün içinde farklı bir fıstık türü varsa ve bu ürüne alerjimiz varsa bayramımız zehir olabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, Ramazan Bayramı'nın yaklaşmasıyla tatlı ve çikolata satışlarında artış yaşandığını belirtip, taklit ve tağşiş edilmiş ürünlerin sağlık açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti. Ramazan ayıyla birlikte değişen beslenme alışkanlıklarının bayramda yeniden farklılaşacağını ifade eden Toprak, 'Ramazan nedeniyle yeme içme alışkanlıklarımızda ciddi değişiklikler oldu. Öğün sayısı azaldı. Bayramda ise özellikle şerbetli tatlılar, çikolata ve şekerlemelere ilgi artıyor. Bu nedenle ağır yiyeceklerden kaçınmak ve tüketimde ölçülü olmak gerekiyor' dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>'FARKLI İÇERİKLERİN BULUNDUĞUNU GÖRÜYORUZ'</strong></h3>

<p>Toprak, taklit ve tağşiş ürünlerin oluşturabileceği risklere dikkati çekerek, 'Baklavalarda Antep fıstığı yerine boyalı yer fıstığı kullanılabildiğini, bazı ürünlerde bezelye gibi farklı içeriklerin bulunduğunu görüyoruz. Bu nedenle ürünün fiyatına dikkat etmek gerekiyor. Antep fıstığının, şekerin ve diğer ham maddelerin fiyatı belli. Ederinin çok altında satılan ürünlere şüpheyle yaklaşılmalı' diye konuştu. Çikolata ürünlerinde de benzer durumların yaşanabildiğini vurgulayan Toprak, bazı ürünlerde çikolata yerine pralin kullanılarak satış yapıldığını söyledi.</p>

<p></p>

<h3><strong>'ÜRÜNLERİN İÇERİĞİ ETİKETLERDE DOĞRU ŞEKİLDE YER ALMAYABİLİYOR'</strong></h3>

<p>Toprak, 'Herhangi bir taklit ve tağşiş durumunda gıda zehirlenmesi yaşanma ihtimali oldukça yüksek. Çünkü ürünlerin içeriği etiketlerde doğru şekilde yer almayabiliyor. Etikette belirtilmemesi halinde Antep fıstıklı diye aldığımız ürünün içinde farklı bir fıstık türü varsa ve bu ürüne alerjimiz varsa bayramımız zehir olabilir. Mümkün olduğunca tanıdığımız ve güvendiğimiz yerlerden alışveriş yapalım. Tükettiğimiz ürünlere dikkat edelim. Taklit ve tağşişi tadına bakarak ya da görünüşünden anlamak çoğu zaman mümkün değil. Bu nedenle güvenilir üretici ve satıcıları tercih etmek büyük önem taşıyor' diye konuştu.(DHA)</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-taklit-tagsis-uyarisi-bayramda-tatli-tuzagi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/03/uzmanindan-taklit-tagsis-uyarisi-bayramda-tatli-tuzagi-1.jpg" type="image/jpeg" length="33999"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evlerde içilen sigaranın evcil hayvanlara zararı belli oldu]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/evlerde-icilen-sigaranin-evcil-hayvanlara-zarari-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/evlerde-icilen-sigaranin-evcil-hayvanlara-zarari-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OMÜ Veteriner Fakültesinde "Evde Beslenen Kedi ve Köpeklerde Pasif Sigara Maruziyetinin Belirlenmesi" başlıklı çalışma kapsamında 60 kedi ve 60 köpekten alınan kan ve idrar numunelerinin analizi sonucunda, sigara içilen evlerde yaşayan hayvanların vücudunda içilmeyen evlerdekilere oranla yüksek nikotin değeri tespit edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Veteriner Fakültesinde yürütülen çalışmada, sigara içilen evlerdeki evcil hayvanların vücudunda sigara içilmeyen evlerdekilere oranla yüksek nikotin değeri belirlendi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">OMÜ Veteriner Fakültesi Veterinerlik Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aksoy'un doktora öğrencisi veteriner hekim Hikmet Özgün İşcan'ın tez konusu olan "Evde Beslenen Kedi ve Köpeklerde Pasif Sigara Maruziyetinin Belirlenmesi" başlıklı çalışma kapsamında 60 kedi ve 60 köpekten alınan 240 kan ve idrar numunesi analiz edildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yapılan incelemede, sigara içilen evlerde yaşayan hayvanların vücudunda içilmeyen evlerdekilere oranla "anlamlı derecede yüksek nikotin değeri" saptandı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Dr. Aksoy, pasif içiciliğin insanlar üzerine etkileriyle ilgili birçok çalışma olduğunu fakat hayvanlar üzerindeki etkilerinin pek çalışılmadığını söyledi.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Hayvanların sigara dumanına maruz kaldıklarında ne kadar etkilendikleri üzerine çalışma yapmak üzere yola çıktıklarını belirten Aksoy, "Türkiye'de bu konuda yapılan ilk çalışma özelliğini taşıyor. Dünyada da sınırlı çalışma olduğunu gördük. Çalışmanın sonucunda gerçekten de sigara içilen evlerde tütün ürünlerine daha fazla maruziyet olduğunu tespit ettik" dedi.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">"HAYVANLAR, İNSANLARDAN DAHA ÇOK ETKİLENİYOR"</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Pasif içicilikten hayvanların insanlara göre daha fazla etkilendiğini dile getiren Aksoy, özellikle evinde sigara içen ve aynı zamanda hayvan besleyen vatandaşların uyarılması gerektiğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sigaranın içindeki ana madde olan nikotinin havadan daha ağır bir yapıda olduğu için yere yakın yerlerde nikotin miktarının fazla olabildiğini anlatan Aksoy, "Bir diğer özelliği, kedilerin tüylerini yalamaları. Yani sigara içilmese bile hayvanın tüyünde, kılında veya koltukların üzerinde sigaradan bir kalıntı varsa, bunu yalayarak sigaraya daha fazla maruz kalabilmekte" ifadelerini kullandı.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">"HAYVANLARIN BULUNDUĞU YERDE SİGARA İÇİLMEMELİ"</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Hayvan besleyenlerin hayvanların bulunduğu yerlerde sigara içmemeleri gerektiğine işaret eden Aksoy, şunları kaydetti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Öncelikli olarak hayvan sahiplerinin hayvanların yetiştikleri ortamlarda sigara içmeyi bırakmaları gerekiyor. Birçok hastalık meydana getirdiği biliniyor tütün ürünlerinin. Hayvanlarda da tütün ürünlerinden kaynaklanan bazı hastalıkların tespiti yapılmış durumda. Veteriner hekimlik alanında da bu konuda çalışmaların, yani sigaraya maruz kalan hayvanların sağlık sorunlarının ortaya konulması için çalışmalar yapılabilir."</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">"SOLUNUM SİSTEMİNİ ETKİLEYEBİLECEK HASTALIKLAR ORTAYA ÇIKABİLİYOR"</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Hikmet Özgün İşcan ise çalışmaya tütün ürünlerinden kedi ve köpeklerin de olumsuz etkilenebileceğini düşünerek başladıklarını söyledi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne başvuran hayvan sahiplerinin hayvanlarından aldıkları kan ve idrar örneklerinde nikotin değerlerini taradıklarını anlatan İşcan, pasif maruziyetin varlığını araştırdıklarına dikkati çekti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evde tütün dumanı varlığı gösteren hayvanlardan alınan numunelerde nikotin değerlerinde artış gördüklerinin altını çizen İşcan, "Evde tütün kullanımı varsa, evdeki canlılarda bunun varlığını biyokimyasal olarak ortaya koyabiliyoruz. Solunum sistemini, dolaşım sistemini, nörolojik sistemi etkileyebilecek birçok hastalık ortaya çıkabiliyor. Bunun başında solunum sistemini etkileyebilecek hastalıklar ortaya çıkabiliyor." dedi.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/evlerde-icilen-sigaranin-evcil-hayvanlara-zarari-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/03/b3f6ba6f-f9f2-4fd9-825c-87fca79cd965-1.webp" type="image/jpeg" length="90439"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Oruç tutarken nelere dikkat etmek gerek?]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/oruc-tutarken-nelere-dikkat-etmek-gerek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/oruc-tutarken-nelere-dikkat-etmek-gerek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve tip 2 diyabetin öncü sinyali kabul edilen insülin direnci, doğru yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabiliyor. Uzmanlar; obeziteden kronik strese, uykusuzluktan yanlış beslenmeye kadar pek çok faktörün tetiklediği bu karmaşık süreçte oruç ve egzersizin iyileştirici gücüne dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">"İnsülin direnci" basında ve sosyal medyada son yıllarda sıkça duyulan bir terim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üzerine kitaplar yazıldı, nasıl önleneceğine ya da kontrol edileceğine dair egzersizler ve beslenme biçimleri öneren videolar paylaşıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsülin direnci, tip 2 diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki nasıl gerçekleşiyor? Semptomları ne? Tedavisi mümkün mü? Oruç tutmak, insülin direncini kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir mi?</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">İNSÜLİN NEDİR?</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Pankreas tarafından üretilen insülin, vücudumuzdaki en önemli hormonlardan biri.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Görevi, vücuttaki kan şekeri (glikoz) seviyelerini kontrol altında tutmak.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunu, vücudumuzun enerji için kullandığı glikozu depolayarak gerçekleştiriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Pankreasın az insülin üretmesi ya da vücudun insülini doğru depolayamaması durumunda birçok sağlık sorunu ortaya çıkabiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsülin şu şekilde çalışıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vücut, tüketilen gıdayı vücudun başlıca enerji kaynağı kabul edilen glikoza dönüştürüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Glikoz kana karışıyor ve pankreasa insülin salımı için sinyal yollanıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsülin, kandaki glikozun kaslara, yağa ve karaciğer hücrelerine girmesine ve enerji için kullanılmasına ya da daha sonra kullanılmak üzere depolanmasına yardımcı oluyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Glikoz hücrelere girdiğinde ve kandaki glikoz seviyesi azaldığında pankreas insülin üretmeyi durduruyor.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">İnsülin direnci kas, yağ ve karaciğerdeki hücrelerin insüline gerektiği gibi tepki vermemesiyle ortaya çıkan karmaşık bir süreç.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum, hücrelerin kandaki glikozu etkili biçimde kullanmasını ya da depolamasını engelliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylece pankreas kandaki yüksek glikoz seviyesinin üstesinden gelmek için daha fazla insülin üretiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu duruma hiperinsülinemi adı veriliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Pankreas, hücrelerin zayıf tepkisini telafi edecek kadar insülin üretebildiği sürece vücuttaki kan şekeri sağlıklı oranlarda kalıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak hücrelerin insülin direnci arttıkça kandaki glikoz oranı da artıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu, zaman içinde tip 2 diyabete ve başka hastalıklara yol açabiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İngiltere Ulusal Sağlık Servisi'nde (NHS) danışman hekim olarak çalışan ve kendi kilo verme kliniği bulunan endokrinoloji, diyabet ve dahiliye uzmanı Franklin Joseph, insülin direncinin "genetik, yaşam tarzı ve çevre faktörlerinin birleşiminden etkilenen karmaşık bir durum" olduğunu söylüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsülin direncinin ortaya çıkma sebebi kişiden kişiye değişiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Joseph'e göre insülin direncinin ortaya çıkmasına yol açan sebepler şunlar:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Obezite: Özellikle "kötü" kabul edilen karın bölgesi yağı dahil fazla vücut yağı büyük ölçüde insülin direnciyle bağlantılı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fiziksel hareketsizlik: Düzenli fiziksel egzersiz yapılmaması insülin direnci oluşmasına yol açabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Genetik: Bazı insanlarda genetik olarak insülin direncine yatkınlık görülür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kötü beslenme: İşlenmiş gıda, rafine karbonhidrat ve şeker ağırlıklı beslenen kişilerde insülin direnci riski artıyor. Bu gıdalar kan şekerinin hızla artmasına ve zamanla insülin salımının yükselmesine neden oluyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kronik stres: Kortizol gibi stres hormonları insülinin kan şekeri seviyesini düzenleme sürecini sekteye uğratarak insülin direncine yol açabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uyku bozuklukları: Uykusuzluk ya da kötü uyku insülin hassasiyetini etkileyebilir. Uykusuzluk hormon seviyelerini bozarak insülin direncine neden olabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazı sağlık sorunları: Polikistik Over Sendromu (PCOS), cushing sendromu ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklar insülin direnci riskini artırabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaşlılık: Yaşlandıkça hücreler insüline daha az duyarlı hale gelerek insülin direncinin artmasına yol açabiliyor.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">ORUÇ VE İNSÜLİN DİRENCİ</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">İngiltere'de diyabetle ilgili hayır kurumu Diabetes UK, sağlık sorunları yaşayanları Ramazan'da oruç tutma konusunda uyarıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birmingham Üniversitesi Hastanesi Diyabet Kliniği Direktörü ve Diyabet ve Endokrinoloji Profesörü Wasim Hanif, "Diyabetle yaşayanların diyabet ekiplerine danıştıktan sonra oruç tutmalarını sağlamak çok önemli" diyor ve ekliyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Diyabetliyseniz oruç tutmak sağlık sorunlarına yol açabileceği için tehlikeli olabilir."</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Joseph, oruç tutmanın özellikle insülin direnci ve tip 2 diyabet kişilerdeki insülin hassasiyetini iyileştirdiğine işaret eden bilimsel çalışmalar olduğunu söylüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun yanı sıra bazı kişiler oruç tutarken kilo verme ve vücut yağında değişim gibi durumlarla da karşılaşabiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu değişimler, özellikle obez kişilerde insülin hassasiyetini ve metabolizmayı etkileyebiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Joseph'e göre Ramazan'da oruç tutmanın insülin direnci ve metabolizma üzerindeki etkisi "yaş, cinsiyet, mevcut sağlık sorunları, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel faaliyet" seviyelerine göre kişiden kişiye değişebiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uzman, konuyla ilgili şunları kaydediyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Ramazan sırasında oruç tutan özellikle diyabet ve diğer metabolik hastalıkları olan kişilerin güvenli oruç tutabilmeleri ve bu süreçte sağlık durumlarını en uygun şekilde yönetebilmeleri için sağlıklarını yakından takip etmeleri ve sağlık uzmanlarından rehberlik almaları gerekiyor."</span></p>

<p><span style="color:#000000">Amman'da yaşayan beslenme uzmanı Reem El-Abdallat, sağlık faydalarını azami seviyeye çıkarmak için "aralıklı oruç ya da Ramazan orucu tutarken sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmenin çok önemli olduğunu" söylüyor.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">İNSÜLİN DİRENCİ OLANLAR ARALIKLI ORUÇ TUTMALI MI?</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Aralıklı oruç son yıllarda dünya çapında oldukça yaygınlaştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doktorlar ve beslenme uzmanları sağlık faydalarından bahsediyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Bu oruç haftada bir gün ya da daha uzun süre yemek yememeye dayanıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hindistan'ın güneyindeki Tamil Nadu eyaletinin Vellore şehrindeki Hristiyan Tıp Koleji Üniversitesi Hastanesi'nden endokrinoloji profesörü Dr. Nitin Kapoor, bazı bilimsel çalışmalara göre aralıklı orucun tıbbi faydaları olduğunu söylüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kapoor, bu orucun herkese uygun olmadığı ve oruçta uygulanacak beslenme düzeninin hastaya özel hazırlanması gerektiği uyarısını yapıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Profesör ayrıca herhangi bir diyetin ya da orucun "uzun vadeli sürdürülebilirliğine" de dikkat çekiyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Bunu bir ömür devam ettirebilecek misiniz? 15 kilo vermek istiyor olabilirsiniz, ama diyeti bıraktığınız an bu daha kötü bir şekilde geri gelecek."</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Joseph ise bu tür oruçlarla ilgili araştırmaların sürdüğünü ve bazı çalışmaların bunların insülin hassasiyetini yenmeye destek verebileceğini söylüyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Örneğin, 2015'te Cell Metabolism [Hücre Metabolizması] dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, günaşırı oruç tutmak, obez olmayan vakalarda vücut ağırlığını değiştirmeden insülin hassasiyetini iyileştiriyor."</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">İNSÜLİN DİRENCİ SEMPTOMLARI</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">İnsülin direncinin ilk göstergeleri ve semptomları hafif ve fark edilebilir olmayabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Joseph'e göre bu semptomlar arasında artan açlık, yorgunluk, kilo vermede zorluk, özellikle boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde siyah nokta, yüksek tansiyon, yüksek trigiliserit seviyeleri, düşük HDL kolestrolü ve polikistik over sendromu (PCOS) var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uzmana göre insülin direncinin tip 2 diyabete ve kandaki glikoz seviyelerinde ciddi artışa yol açması durumunda hastada başka semptomlar da görülebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu semptomlar arasında sık tuvalete gitme, artan susuzluk ve bulanık görme var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Joseph, bu semptom ve göstergelerin "kişiden kişiye değişebildiğini ve insülin direnci olan herkesin hepsini yaşamayacağını" vurguluyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Ayrıca bu semptomlar başka sağlık sorunlarına da işaret edebilir. O yüzden düzgün bir değerlendirme için bir sağlık uzmanına danışmak gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsülin direncinin erken tespiti ve yönetilmesi tip 2 diyabet ve kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalıklar gibi komplikasyonları engellemek için çok önemli."</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsülin direncinin daha ciddi sağlık sorunlarına yol açma ihtimali ne kadar yüksek?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Joseph'e göre insülin direnci olan insanların yüzde 70-80'i tedavi görmedikleri ya da bu sorunu yönetmedikleri sürece er ya da geç tip 2 diyabet oluyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uzman, özellikle güneydoğu Asya kökenli etnik gruplara mensup kişilerde tip 2 diyabet riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">GLİSEMİK SİSTEM NEDİR?</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Glisemik endeks, gıdaların kan şekeri seviyelerine etkisine göre sınıflandırılmasında kullanılan bir sistem.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tükettiğimiz yiyeceklerin kandaki glikoz seviyesini ne hızda artırdığını belirtiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Karbonhidratlar yavaş emildikleri için düşük bir glisemik endekse sahip.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlar arasında bazı sebze, meyve, tatlandırılmamış süt, baklagiller, tam buğday unundan ekmek ve tam tahıllı mısır gevrekleri var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan şeker, şekerli yiyecek içecekler, beyaz patates ve beyaz pirinç gibi gıdalar kan şekerini hızla artırdığı için yüksek glisemik endeksine sahip.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bir yiyeceğinin sağlıklı olup olmadığını belirlemek için yalnızca glisemik endeks yeterli değil.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin birçok çikolata türünün glisemik endeksi düşük olmasına rağmen kalorileri oldukça fazla.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüksek glisemik endeksli gıdalar sağlıksız olmak zorunda değil. Örneğin karpuz gibi bazı meyveler glisemik endeksleri yüksek olsa da sağlığa faydalı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla burada odak, beslenme biçiminin sağlıklı ve dengeli olmasını sağlamak.</span></p>

<h1><strong><span style="color:#000000">İNSÜLİN DİRENCİ DÜZELİR Mİ?</span></strong></h1>

<p><br />
<span style="color:#000000">Prof. Joseph, "insülin direnci hayat tarzını değiştirerek ve bazen de ilaç yoluyla düzeltilebilir ya da oldukça iyileştirilebilir" diyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Beslenme uzmanı Reem El-Abdallat, insülin direnci olanların beslenme düzenlerini yakından takip etmeleri, tatlı tüketmemeleri ve nişastalı gıdalardan uzak durmaları konularında uyarıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İki uzman da düzenli egzersiz yapmanın önemine dikkat çekiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Joseph, kronik strese karşı uyarıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Meditasyon, yoga, derin nefes egzersizleri ve doğada zaman geçirmek gibi tekniklerle stresle sağlıklı yollarla baş etmek faydalı olabilir."</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yeterli uyku da bu konuda çok önemli.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Metformin gibi ilaçların insülin direnci ve tip 2 diyabet gibi rahatsızlıklara iyi geldiği biliniyor.</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/oruc-tutarken-nelere-dikkat-etmek-gerek</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/967cc004-967e-4705-ade3-ebaf5e44eccb.jpg" type="image/jpeg" length="18721"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ciltte kaşıntı ve kızarıklığa dikkat: Egzama belirtileri neler?]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/ciltte-kasinti-ve-kizarikliga-dikkat-egzama-belirtileri-neler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/ciltte-kasinti-ve-kizarikliga-dikkat-egzama-belirtileri-neler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Egzamanın hem çocuklarda hem de erişkinlerde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Eren, “Egzama birçok iç ve dış faktörle tetiklenebilir. Sabunlar, deterjanlar, parfümler, bazı metaller, bitkilerle temas, nem, toz, polen ve küf egzamanın ortaya çıkmasına yol açabilir. Soğuk ve kuru hava da cilt bariyerini bozarak şikayetleri artırabilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Egzamanın ciltte kızarıklık, kuruluk ve yoğun kaşıntı ile ortaya çıktığını dile getiren Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Eren, “Hastalık genellikle küçük kabarcıklar, pullanma ve kabuklanma ile kendini gösterir. Uzun sürede kaşımaya bağlı olarak ciltte kalınlaşma oluşabilir. Egzama, cildin koruyucu bariyerinin bozulması sonucu gelişir” diye konuştu.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘ATOPİK EGZAMA BEBEKLİKTE BAŞLAYABİLİR’</strong></h1>

<p><br />
Egzamanın farklı alt tipleri bulunduğunu ifade eden Uzm. Dr. Eren, “Kontakt egzama, temizlik ürünleri, parfüm, makyaj malzemeleri, saç boyaları ve metallerle temas sonucu gelişir. Atopik egzama ise alerjik yatkınlığı olan bireylerde görülür ve genellikle bebeklik döneminde başlar” dedi.</p>

<p>Seboreik egzamanın saçlı deri, kaşlar ve burun kenarında ortaya çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Eren, “Numuler egzama genellikle el ve bacaklarda madeni para şeklinde lezyonlarla seyreder. Dishidrotik egzama ise avuç içi ve ayak tabanında sıvı dolu küçük kabarcıklarla kendini gösterir” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘EGZAMANIN EN SIK GÖRÜLEN NEDENLERİ’</strong></h1>

<p><br />
Egzamanın birçok iç ve dış faktörle tetiklenebildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Eren, “Sabunlar, deterjanlar, parfümler, bazı metaller, bitkilerle temas, nem, toz, polen ve küf egzamanın ortaya çıkmasına yol açabilir. Soğuk ve kuru hava da cilt bariyerini bozarak şikâyetleri artırabilir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<h1><strong>‘ALERJİK EGZAMA İLE TAHRİŞE BAĞLI EGZAMA ARASINDAKİ FARKA DİKKAT’</strong></h1>

<p><br />
Alerjik egzamanın bağışıklık sistemiyle ilişkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Eren, “Alerjik egzama, vücudun bazı maddelere karşı aşırı tepki vermesi sonucu gelişir ve genellikle tekrarlayıcıdır. Tahrişe bağlı egzama ise deterjan, sabun ve kimyasal maddelerin cildi doğrudan zedelemesiyle ortaya çıkar” açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘EGZAMA BULAŞICI DEĞİLDİR’</strong></h1>

<p><br />
Egzamanın bulaşıcı bir hastalık olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Eren, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Egzama kişiden kişiye geçmez. Temas yoluyla bulaşan bir hastalık değildir. Egzama en sık eller, parmak araları, ayak tabanları ve yüz bölgesinde görülür. Bebeklerde genellikle yanaklarda ortaya çıkar. Çocuklar ve erişkinlerde ise dirsek içleri ve diz arkaları daha sık etkilenir. Egzamanın en önemli belirtisi kaşıntıdır. Kuruluk, kızarıklık, pullanma ve kabuklanma sık görülür. Uzun süreli kaşıma sonucunda cilt sertleşebilir ve kalınlaşabilir. Stres egzama üzerinde etkilidir. Stres bağışıklık sistemini ve cilt bariyerini olumsuz etkileyerek egzamanın ortaya çıkmasına veya şiddetlenmesine neden olabilir. Temizlik ürünleri de ciltte tahrişe yol açabilir. Deterjanlar, sabunlar ve çamaşır suları cildin koruyucu bariyerini bozarak egzama oluşumuna zemin hazırlayabilir.”</p>

<p></p>

<h1><strong>‘SERT LİF VE KESE KULLANILMAMALI’</strong></h1>

<p><br />
Günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken noktaları sıralayan Uzm. Dr. Eren, “Ilık suyla kısa süreli banyo yapılmalı, sert lif ve kese kullanılmamalıdır. Parfümsüz ve nötr sabunlar tercih edilmeli, banyo sonrası cilt mutlaka nemlendirilmelidir. Ev düzenli havalandırılmalı, temizlik sırasında eldiven kullanılmalıdır. Pamuklu giysiler tercih edilmeli ve tahriş edici maddelerden uzak durulmalıdır” dedi.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘EGZAMA TEKRARLAYABİLİR’</strong></h1>

<p><br />
Egzamanın çoğu kişide tekrarlayıcı seyir gösterdiğini kaydeden Uzm. Dr. Eren, “Uygun tedavi, düzenli cilt bakımı ve tetikleyicilerden kaçınmak atakların sıklığını azaltır” diye konuştu.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘EGZAMA TEDAVİSİNDE YAPILAN HATALAR’</strong></h1>

<p><br />
Yanlış uygulamaların hastalığı ağırlaştırabildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Eren, “Doktor önerisi olmadan krem kullanmak, kortizonlu ürünleri uzun süre kontrolsüz kullanmak ve nemlendirici kullanımını ihmal etmek sık yapılan hatalar arasındadır. Kortizonlu kremler doğru kullanıldığında etkilidir. Doktorun önerdiği süre ve dozda kullanıldığında güvenlidir. Ancak uzun süreli ve kontrolsüz kullanım ciltte incelmeye yol açabilir” uyarısında bulundu.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘EGZAMA İLE MANTARI KARIŞTIRMAYIN’</strong></h1>

<p><br />
Egzama ve mantarın farklı klinik özellikler gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Eren, “Egzama genellikle düzensiz sınırlı ve yoğun kaşıntılıdır. Mantar ise çoğunlukla kenarları belirgin, ortası daha açık renkli lezyonlarla seyreder” dedi.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEBİLİR</strong></h1>

<p>’<br />
Çocuklarda cilt bariyerinin daha hassas olduğunu söyleyen Dr. Eren, “Bebek ve çocukların cildi daha ince olduğu için dış etkenlere karşı daha duyarlıdır. Genetik yatkınlık ve alerjik bünye de riski artırır” diye konuştu.</p>

<p></p>

<h1><strong>‘HANGİ DURUMLARDA DOKTORA BAŞVURULMALI’</strong></h1>

<p><br />
Mutlaka uzman desteği alınması gereken durumlara değinen Uzm. Dr. Eren, “Şikayetlerin uzun süre geçmemesi, yaygın kızarıklık, iltihap, akıntı veya ateşin eşlik etmesi halinde dermatoloji hekimine başvurulmalıdır” dedi.<br />
 </p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/ciltte-kasinti-ve-kizarikliga-dikkat-egzama-belirtileri-neler</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/536d9163-107e-4001-ac0b-e8653436392a.jpg" type="image/jpeg" length="22700"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Taklit ve tağşiş gıda uyarısı: En riskli ürünler belirlendi!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/taklit-ve-tagsis-gida-uyarisi-en-riskli-urunler-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/taklit-ve-tagsis-gida-uyarisi-en-riskli-urunler-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ulaş Kırım, geçen yıl en fazla taklit ve tağşişin baharat, zeytinyağı, bal, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünler gibi temel besin kaynaklarında ortaya çıktığını belirterek, açıkta ve etiketsiz satılan gıdalara karşı tüketicinin daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ulaş Kırım, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 1,5 yıldır uyguladığı taklit ve sağlığa etki eden gıdalar listesinin güncellemesi ile birlikte toplumda bir farkındalık oluşturulduğunu söyledi. Farkındalığın artması sonrası yeni yılda taklit ve tağşiş cezalarının da 4 milyon 740 bin TL'ye kadar çıktığına dikkati çeken Kırım, 'Bu sadece para cezası değil; hapis, çeşitli adli yaptırımlar, ticaretten men ile desteklenip, daha caydırıcı olabilir' dedi. Ömer Ulaş Kırım, geçen yıl 500'den fazla işletme hakkında taklit ve tağşiş nedeni ile suç duyurusunda bulunulduğunu söyledi.</span></p>

<p></p>

<h3><span style="color:#000000"><strong>'TAKLİT VE TAĞŞİŞİ GÖZ İLE ANLAMAK ÇOK MÜMKÜN DEĞİL'</strong></span></h3>

<p><span style="color:#000000">Geçen yıl en çok taklit, tağşişin baharat, zeytinyağı, bal, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünlerinde bulunduğunu belirten Kırım, etiketsiz ve açıkta satılan gıdalardan uzak durulmasının yanı sıra Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 'guvenilirgida.tarimorman.gov.tr' sitesini takip ederek, bu tür ürünlerin satın alınmamasını önerdi. Vatandaşlara uzun yıllardır bildikleri güvenilir yerlerden ve hijyen şartlarını sağlayan, toplum sağlığını gözeten, sorumluluklarını yerine getiren işletmelerden alışveriş yapmaları tavsiyesinde bulunan Kırım, 'Taklit ve tağşiş ürünlerin daha çok vatandaşın temel besin maddeleri oluğunu görüyoruz. Vatandaş bu ürünleri açıktan aldığı zaman çok ciddi risklerle karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle açıkta satışın engellenmesi, etiketsiz ürünlere talebin olmaması, vatandaşın da bu konudaki bilincinin artması gerekiyor. Bu temel gıda ürünlerinde taklit ve tağşişi göz ile anlamak çok mümkün değil, bakanlık testlerini laboratuvarda yapıyor. Ayrıca taklit tağşiş ürünlerinin göz ile ayırt edilmemesi için özellikle çaba sarf ediliyor' diye konuştu.</span></p>

<p></p>

<h3><span style="color:#000000"><strong>'GÖZ ÖNÜNDE ÇEKİLMİŞ KIYMA TERCİH EDİLMELİ'</strong></span></h3>

<p><span style="color:#000000">Gıda ürünlerinde rastlanabilen olumsuzluklara da değinen Kırım, 'Baharatlarda gıda boyaları haricinde tekstil boyalarına rastlanabiliyor. Yoğurtta nişasta ile karşılaşılabiliyoruz. Parça etlerde değil, kıymaya dönüştürülmüş ya da lahmacun, pide ve sucuk gibi ürünlerde tek tırnaklı hayvan eti olabiliyor. At ve eşek etinin doğrudan bir üretimi ve çiftlik olmadığı için ölmek üzere olan ya da ölmüş bir hayvandan alınan etlerin bu ürünlerin içerisinde karıştırıldığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Özellikle kasaplarda bir kıyma çekimi yapılacaksa önceden hazırlanan ürün yerine, vatandaşın gözü önünde çekilmiş bir kıymayı tercih etmek alınacak önlemler arasında gelmeli' dedi.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<h3><span style="color:#000000"><strong>'AFLATOKSİN VE PESTİSİT TESPİTİ ÜRÜNLER GENELLİKLE İMHA EDİLİYOR'</strong></span></h3>

<p><span style="color:#000000">İhracat edilen yaş sebze, meyve ya da kuru meyve gibi ürünlerde aflatoksin ve pestisit tespit edildiğinde geri gönderilebildiğini belirten Ömer Ulaş Kırım, 'Vatandaş tarafından en merak edilen durumsa 'Bu ürünler yeniden bizim soframıza mı geliyor' sorusu oluyor. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın bu konuda belli bir kriteri var. Taze meyve, sebzelerin ömrü daha kısa olduğu için geri dönmesi çok mümkün olmuyor. Kuru incir, üzüm gibi ürünlerdeyse genellikle imha işlemi uygulanıyor. Eğer kusur çok fazla değilse burada yeniden işlenip, şartlara uyan başka bir ülkeye gönderim sağlanabiliyor. Ancak ihraç edilen ürünler dışında aynı ya da benzer ürün denetim olmadan pazarda ya da markette satılabiliyor. Vatandaş bu defa bilinçsiz olarak alıp, tüketebiliyor. Bakanlık taklit, tağşiş listelerini yayınlayarak çok güzel bir farkındalık yarattı. Bunun aynısını pestisit analizlerini de yapılması yine vatandaş adına önemli olabilir' diye konuştu. (DHA)</span></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/taklit-ve-tagsis-gida-uyarisi-en-riskli-urunler-belirlendi</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/taklit-ve-tagsis-gida-uyarisi-en-riskli-urunler-belirlendi.jpg" type="image/jpeg" length="63954"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş dönmesi deyip geçmeyin: Hayati risk taşıyabilir]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/bas-donmesi-deyip-gecmeyin-hayati-risk-tasiyabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/bas-donmesi-deyip-gecmeyin-hayati-risk-tasiyabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp krizi, hızlı müdahale edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Ancak birçok kişi, erken uyarı sinyallerini hafife alıyor ya da başka rahatsızlıklarla karıştırıyor. Uzmanlara göre bazı belirtiler “sessiz” ilerleyebiliyor ve hasar fark edilmeden oluşabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi dünya genelinde en yaygın ölüm nedenleri arasında yer alıyor. ABD’de her 40 saniyede bir kişinin kalp krizi geçirdiği, yılda yaklaşık 805 bin vakanın görüldüğü belirtiliyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre bu vakaların 605 bini ilk kez yaşanırken, 200 bin kişi ikinci ya da üçüncü kalp krizini geçiriyor. Dahası, her beş kalp krizinden biri “sessiz” seyrediyor ve kişi durumu fark etmeden kalp hasarı oluşabiliyor.</p>

<h1><br />
<strong>BAŞ DÖNMESİ VE BAYILMA HİSSİ</strong></h1>

<p><br />
Ani gelişen baş dönmesi, sersemlik ya da bayılacak gibi hissetme durumu ciddiye alınmalı. Kalp Vakfı’na göre odanın dönüyor gibi hissedilmesi ya da görmenin aniden bulanıklaşması, yaklaşan bir kalp krizinin habercisi olabilir. Bu tür belirtiler ortaya çıktığında kişinin yalnız kalmaması ve derhal birine haber vermesi öneriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h1><strong>NEFES DARLIĞI</strong></h1>

<p><br />
Fiziksel efor sonrası nefes nefese kalmak normal kabul edilse de, hareketsizken aniden gelişen nefes darlığı tehlike işareti olabilir. Göğüste sıkışma hissi, solunum güçlüğü veya göğüs ağrısı olmaksızın ortaya çıkan nefes darlığı bazı vakalarda kalp krizinin erken belirtisi olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, “alışılmışın dışında” bir nefes darlığı yaşanıyorsa vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınması gerektiğini vurguluyor.</p>

<h1><strong>MİDE BULANTISI, HAZIMSIZLIK VE KUSMA</strong></h1>

<p><br />
Bu belirtiler çoğu zaman sindirim sorunlarıyla ilişkilendirilse de, nadir durumlarda yaşamı tehdit eden bir kalp krizinin habercisi olabiliyor. Özellikle bulantı ve mide rahatsızlığı hissi göğüs baskısıyla birlikte görülüyorsa dikkatli olunmalı. Uzun süren veya açıklanamayan mide şikâyetlerinde tıbbi değerlendirme öneriliyor.</p>

<h1><br />
<strong>ANİ TERLEME VE ÜŞÜME HİSSİ</strong></h1>

<p><br />
Ortam sıcaklığıyla ilgisiz şekilde gelişen ani soğuk terleme de daha az bilinen belirtiler arasında. Kalp Vakfı, vücutta aniden gelişen titreme veya üşüme hissinin, özellikle diğer belirtilerle birlikte görülüyorsa alarm niteliği taşıyabileceğini belirtiyor. Soğuk terleme, kalbin yeterince kan pompalayamadığı durumlarda ortaya çıkabiliyor.</p>

<h1><strong>HİÇBİR BELİRTİ OLMAMASI</strong></h1>

<p><br />
En endişe verici durum ise hiçbir açık belirti olmadan kalp krizi geçirilmesi. “Sessiz kalp krizi” olarak adlandırılan bu tablo, hasarın ancak sonradan yapılan tetkiklerle fark edilmesine yol açabiliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ve risk faktörlerinin takibi büyük önem taşıyor.</p>

<h1><strong>NEDEN ERKEN MÜDAHALE ÖNEMLİ?</strong></h1>

<p><br />
Kalp krizi sırasında kalp kasına giden kan akışı kesiliyor. Müdahale ne kadar gecikirse, kalp kasında oluşan hasar o kadar artıyor. Uzmanlar, göğüs ağrısı dışında kalan belirtilerin de ciddiye alınması gerektiğini belirtiyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/bas-donmesi-deyip-gecmeyin-hayati-risk-tasiyabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/002c6ea0-da45-4e83-8a70-bb20a65e3ca4.webp" type="image/jpeg" length="75400"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sigara her gün 22 bin kişiyi hayattan koparıyor’]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/sigara-her-gun-22-bin-kisiyi-hayattan-kopariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/sigara-her-gun-22-bin-kisiyi-hayattan-kopariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu, sigaranın insanlık tarihindeki en büyük sağlık tehditlerinden biri olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akkoyunlu, “Sigara insanlık tarihinin en büyük sağlık tehditlerinden biri. Her gün yaklaşık 22 bin kişi sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor. Sigara, akciğer kanserlerinin yüzde 80’inin başlıca nedenidir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü’nde konuşan Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu, sigaranın akciğer kanserlerinin yüzde 80’inin temel nedeni olduğunu belirterek, “Dünya genelinde 1,8 milyar insanın pençesinde olduğu sigara, her gün 22 bin kişiyi hayattan kopararak savaşlardan daha büyük bir kıyıma yol açıyor. Doğal yaşamda yeri olmayan bu zehri ne kadar erken bırakırsanız, vücutta bırakacağı hasar o kadar çabuk onarılır” dedi.</p>

<h1><strong>‘SİGARA, DOĞAL YAŞAMIN PARÇASI DEĞİL’</strong></h1>

<p><br />
Sigaranın diğer risk faktörlerinden ayrılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Akkoyunlu, “Sigara, insanın doğal yaşam döngüsünde hiçbir karşılığı olmayan, yalnızca dışarıdan zevk amacıyla alınan ve insanlığa en fazla zarar vermiş maddelerden biridir. Küflü bir yiyecek ya da toksik bir su belirli koşullarda zarar verirken, sigara her koşulda zararlıdır ve küresel bir salgın niteliği taşır” dedi.</p>

<h1><strong>‘HER GÜN 22 BİN ÖLÜM’</strong></h1>

<p><br />
Dünya genelinde yaklaşık 1,8 milyar insanın sigara içtiğini hatırlatan Prof. Dr. Akkoyunlu, “Her gün yaklaşık 22 bin kişi sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor. Sigara, akciğer kanserlerinin yüzde 80’inin başlıca nedenidir. Bununla birlikte bağırsak, mesane, prostat kanserleri ve lenfomalar da dahil olmak üzere neredeyse tüm kanser türlerinde etkisini görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.</p>

<h1><strong>‘KALP, DAMAR VE SOLUNUM SİSTEMİ EN ÇOK ETKİLENENLER’</strong></h1>

<p><br />
Sigaranın yalnızca kanserle sınırlı kalmadığını söyleyen Prof. Dr. Akkoyunlu, “Kalp-damar hastalıkları, damar tıkanıklıkları, özellikle bacak damarlarında daralmaya bağlı amputasyonlar sigaranın en ağır sonuçları arasındadır. KOAH’ın en önemli nedeni sigaradır. Çocuklarda astım gelişiminde de ciddi bir risk faktörüdür. Sigara çoğu zaman ergenlik döneminde, sosyal çevre etkisiyle başlıyor. Bu nedenle gençleri erken yaşta sigaradan uzak tutmak, gelecekteki hastalık yükünü azaltmanın en etkili yoludur” diye konuştu.</p>

<h1><strong>‘ERKEN BIRAKMA HAYAT KURTARIYOR’</strong></h1>

<p><br />
Sigaranın bırakılmasıyla birlikte vücutta iyileşme sürecinin başladığını belirten Prof. Dr. Akkoyunlu, şu uyarıda bulundu:</p>

<p>“Sigara bırakıldığı andan itibaren vücut kendini onarmaya başlar. Ancak kanser riski sigarayı bıraktıktan sonra bile yaklaşık 10 yıl devam edebilir. Bu nedenle ne kadar erken bırakılırsa, vücutta bırakacağı kalıcı hasar o kadar azalır. Sigaradan uzak durmak, hem kendimiz hem de ailemiz için alabileceğimiz en önemli sağlık önlemidir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/sigara-her-gun-22-bin-kisiyi-hayattan-kopariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/93c936e4-257a-449b-ac22-0ddd3e15685b.jpg" type="image/jpeg" length="61266"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cinsel organlara yerleşen 'melez' parazit kıta değiştiriyor!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/cinsel-organlara-yerlesen-melez-parazit-kita-degistiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/cinsel-organlara-yerlesen-melez-parazit-kita-degistiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, bugüne kadar ihmal edilen "şistozomiyaz" hastalığına yol açan parazitlerin evrim geçirerek kontrolden çıkabileceği uyarısında bulundu. İnsan ve hayvan türlerinin birleşmesiyle oluşan "melez" parazitlerin, Avrupa'nın güneyinde salgınlara yol açtığı ve mevcut tedavilere direnç gösterebileceği belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde bir milyar kişiyi etkileyen ancak yeterince önem verilmeyen "Göz Ardı Edilen Tropik Hastalıklar" arasında yer alan şistozomiyaz, evrim geçirerek küresel bir tehdide dönüştü. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), parazitin yeni bölgelerde hayatta kalmak için adapte olduğunu ve "melez" türlerin ortaya çıktığını duyurdu.</p>

<h1><strong>ORGAN YETMEZLİĞİ VE KANSER RİSKİ</strong></h1>

<p><br />
Salyangozların bulunduğu sular aracılığıyla bulaşan parazit larvaları, insan derisini sindiren enzimler salgılayarak vücuda giriyor. Kan damarlarında yaşayan ve karaciğer, akciğer ile cinsel organlara yumurtalarını bırakan bu canlılar, yıllarca hiçbir belirti vermeden vücutta kalabiliyor. Bağışıklık sisteminin bu yumurtalara saldırması sonucu oluşan doku hasarı; organ yetmezliğine, kısırlığa ve hatta kansere yol açabiliyor.</p>

<h1><strong>"BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI"</strong></h1>

<p><br />
Malavi'deki Liverpool Wellcome Klinik Araştırma Programı'ndan Prof. Janelisa Musaya, tehlikenin boyutuna dikkat çekti. İnsan ve hayvan parazitlerinin birleşerek oluşturduğu "melez" türlerin tespit edilmesinin zor olduğunu belirten Musaya, şu uyarıda bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Test edilen örneklerin %7'si melez çıktı ancak bu buzdağının sadece görünen kısmı. Bu melezler hem insanları hem hayvanları etkilediği için kontrol altına alınması çok daha zor. Siyasetçiler için bu bir 'uyanma çağrısı' olmalı."</p>

<h1><strong>AVRUPA'NIN GÜNEYİNDE SALGINLAR BAŞLADI</strong></h1>

<p>Türkiye'de bugüne kadar sadece yurt dışı kaynaklı vakalarda görülen bu parazit için risk haritası değişiyor. İklim krizi ve artan küresel seyahatler, parazitin yayılma yeteneğini artırdı. Son yıllarda Avrupa'nın güneyinde melez parazit kaynaklı salgınlara rastlanması, hastalığın tropik bölgelerin dışına taştığını kanıtlıyor.</p>

<h1><strong>YARDIMLAR AZALIYOR, RİSK BÜYÜYOR</strong></h1>

<p>DSÖ verilerine göre, 2018 ile 2023 yılları arasında bu tür hastalıklarla mücadele için yapılan yardımlar %41 oranında azaldı. Uzmanlar, melez türlerin mevcut ilaçlara karşı bağışıklık kazanma ihtimalinden endişe ediyor. Cinsel organları etkileyen vakaların, standart testlerde çıkmaması ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarla karıştırılması ise teşhis sürecini zorlaştırıyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/cinsel-organlara-yerlesen-melez-parazit-kita-degistiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/c0c3cb86-9a07-4df9-b213-b1c861f4a356.webp" type="image/jpeg" length="71841"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Airfryer'lar ile ilgili dikkat çekici bulgular!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/airfryerlar-ile-ilgili-dikkat-cekici-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/airfryerlar-ile-ilgili-dikkat-cekici-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birmingham Üniversitesi’nin çalışmasına göre, özellikle tavuk göğsü gibi ürünlerin airfryer’da pişirilmesi, geleneksel kızartma yöntemlerine kıyasla çok daha düşük düzeyde uçucu organik bileşik (VOC) ve ultra ince parçacık salımına yol açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SciTechDaily’nin aktardığı, Amerikan Kimya Derneği’nin, ES&amp;T Air dergisinde yayımlanan güncel bir çalışma, airfryer’ları sağlık açısından tanımlayan ilk araştırmalardan biri olarak gösteriliyor. Araştırmacılar, farklı gıdaları test ettiklerinde, airfryer’ın yağda kızartmaya kıyasla daha az ultra ince parçacık ürettiğini tespit etti.</p>

<p>Ekip, bu kez özellikle, 'gıdanın yağ içeriği arttıkça hava bileşiminin nasıl değiştiğini' inceledi. Uçucu organik bileşikler ve ultra ince parçacıklar sağlık açısından kaygılarla ilişkilendirilse de, pişirme gibi iç mekân kaynaklı hava kirliliği, dış ortam kirliliğine kıyasla daha az gündeme geliyor.</p>

<p>Birmingham Üniversitesi’nden ekip, küçük değişimleri yakalayabilmek için hava kalitesi ölçümüne özel tasarlanmış odalarda deneyler yürüttü.</p>

<p>4,7 litrelik ticari bir airfryer kullanılarak, dondurulmuş kızartmalık ürünler, taze, düşük yağlı ürünler ve taze yüksek yağlı ürünler pişirildi.</p>

<p>Amaç, aynı koşullarda emisyonları karşılaştırmaktı.</p>

<h1><strong>EN YÜKSEK EMİSYON</strong></h1>

<p><br />
Airfryer içinde bile bazı gıdalar yüksek emisyon açısından öne çıktı.</p>

<p>Araştırmacılara göre; dondurulmuş soğan halkaları ile tütsülenmiş ve tütsülenmemiş şarküteri ürünleri, testlerde pişirmeyle ilişkili emisyonların en yüksek olduğu ürünler oldu.</p>

<h1><br />
<strong>YAĞDA KIZARTMAK RİSKLİ</strong></h1>

<p><br />
Araştırmaya göre, en çarpıcı fark, aynı 'yüksek yağlı' gıdalar başka yöntemlerle pişirildiğinde görüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Derin yağda kızartma, uçucu organik bileşik seviyelerini 10 ila 100 kat artırdı. Araştırmacılar, bunun önceki bulgularla da uyumlu olduğunu; yağsız tavuk göğsünün bile yağda farklı yöntemlerle pişirilmesi halinde, airfryer’a kıyasla kirletici seviyelerinin benzer şekilde yükseldiğini belirtti.</p>

<p></p>

<h1><strong>UZMANLAR NE DİYOR?</strong></h1>

<p><br />
Çalışmanın baş araştırmacısı Prof. Christian Franck, bu araştırmanın airfryer kullanımının iç ortam hava kalitesi açısından olası faydalarını daha geniş bir gıda yelpazesinde gösterdiğini söyledi.</p>

<p>Deneyleri yürüten doktora öğrencisi Ruijie Tang ise şu noktaya dikkat çekti:</p>

<p>Yağlı gıdalar airfryer’da da daha fazla emisyon üretiyor. Ancak bu emisyon, tava ya da derin yağda kızartmaya kıyasla çok küçük bir düzeyde kalıyor.</p>

<h1><strong>"TEMİZLEMEZSEN AVANTAJ AZALABİLİR"</strong></h1>

<p><br />
Araştırmacılar, önemli bir uyarı da yaptı: Uzun süre derinlemesine temizlenmeden kullanılan airfryer’lar 'arka plan emisyonu' üretebiliyor. Zira boş tepsi testinde bile uçucu organik bileşik ve ultra ince parçacık salımı görüldü.</p>

<p>70’ten fazla kez kullanılan bir cihazda, uçucu organik bileşiklerde yüzde 23 artış, ultra ince parçacıklarda ise iki kattan fazla artış ölçüldü ve bunun, temizliği zor bölgelerde kalıntı birikiminden kaynaklandığı değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılara göre airfryer, doğru kullanıldığında ve düzenli temizlendiğinde, ev içi hava kalitesini olumsuz etkileyen pişirme emisyonlarını azaltmada avantaj sağlayabiliyor. (Cumhuriyet)</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/airfryerlar-ile-ilgili-dikkat-cekici-bulgular</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/8c3abe3a-c01d-4f96-ad87-bdca603bbcd8.webp" type="image/jpeg" length="49680"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Unuttuğunuzu unutuyor musunuz? İşte Alzheimer'ın asıl kritik eşiği]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/unuttugunuzu-unutuyor-musunuz-iste-alzheimerin-asil-kritik-esigi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/unuttugunuzu-unutuyor-musunuz-iste-alzheimerin-asil-kritik-esigi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kare Fuarcılık organizasyonuyla İzmir’de kapılarını açan PAL EXPOCARE Yaşlı Bakım ve Sağlıklı Yaş Alma Fuarı, Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde başladı. Yedi şubata kadar ziyaret edilebilecek olan fuarda, yaşlılık dönemine dair en büyük toplumsal korkulardan biri olan "Alzheimer" masaya yatırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Şahin, polikliniklere başvuran pek çok hastanın "Eyvah, Alzheimer oluyorum!" endişesi taşıdığını belirterek, normal yaşlanma ile hastalık arasındaki farkı şu sözlerle özetledi:</p>

<p>“Farkındalığımızı artırmamız, bilgimizi artırmamız; onun için burada olmak çok önemli. Alzheimer tabii önceden yoktu çünkü bu kadar yaşamıyorduk; artık uzun yaşayınca Alzheimer oluyoruz. Bakın, yaşlı nüfus oranı yüzde on virgül altı. Ne kadar yüksek! Yani on kişiden biri. İzmir'de daha da fazla. Alzheimer'dan korkuyoruz. Alzheimer'ın en önemli bulgusu unutkanlık biliyorsunuz. Peki, her yaşlı unutur mu? Hayır, her yaşlı unutmuyor. Sadece yaşlılarda değil, çok yoğun çalışan gençlerde de kafa çok yoğun olduğunda bazı şeyleri unutuyoruz. Ona bakarsanız çocuklar da unutuyor; ama onlara 'Alzheimer mı oldu?' demiyoruz. Ama bir yaşlı unutuyorsa eyvah eyvah! Eyvahlanmayın.”</p>

<h1><strong>Hasta Kişi Unuttuğunu da Unutuyor</strong></h1>

<p>Basit unutkanlıkların ipuçlarıyla hatırlanabildiğini ve günlük hayatı bozmadığını ifade eden Şahin, asıl kritik eşiği şu cümlelerle açıkladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Basit unutkanlık diye bir şey var; bazı şeyleri ipuçlarıyla hatırlıyorsak hiçbir önemi yok. Hastalık düzeyinde unutkanlık olduğunda kişi unuttuğunu da unutuyor. Genelde hastalar şunu söylüyorlar: 'Yo, benim hiçbir şeyim yok ki. Siz bakmayın kızıma hocam ya, unutuyor o kadar olur, kocam da unutuyor.' Ama bir diğeri de şunu söylüyor: 'Hocam, ben galiba böyle bir şeyleri unutuyorum, biraz canım sıkıldı.' Yani birisi farkında unutkanlığının, diğeri hiç değil. Eğer kişi unuttuğunun farkında değilse bu önemli. Öz bakımı kötüleştiyse; kişi artık daha az saçını tarıyor, daha az banyoya giriyor, eskisi gibi dişlerini fırçalamıyorsa ve bunu unutuyorsa bunlar önemlidir.”</p>

<p></p>

<h1><strong>Tedavi Edilebilir Unutkanlık Sebeplerine Önce Bakıyoruz</strong></h1>

<p>Şahin; her unutkanlığın demans anlamına gelmediğini; guatr, depresyon, uyku bozukluğu, B12 eksikliği veya kansızlığın da unutkanlık yapabildiğini belirtti:</p>

<p>“Bunlar demans demek değildir. Bunlar tedavi edilebilir unutkanlık sebepleridir. Biz hekimler önce bunlara bakarız. Demans, Alzheimer, bunama hep birbiri yerine kullanılıyor ama demans demek 'dementia' yani zihnin gitmesi demektir. Hastalığın adı Alzheimer, ortaya çıkan durum demans. Bir çatı gibi düşünün; çatıda demans var, odalarda da hastalıklar var ve en önemlisi Alzheimer hastalığıdır.”</p>

<h1><strong>Genetik Alzheimer Yüzde Beş İla Yedi Arasında</strong></h1>

<p>Beyinde biriken "çöplerin" sinir hücrelerini öldürerek beynin küçülmesine neden olduğunu aktaran Şahin, risk faktörlerine dair çarpıcı veriler paylaştı:</p>

<p>“Kesin olan risk faktörü yüz yaştır. Onun dışında eğitim düzeyi yüksekse Alzheimer az, eğitim düzeyi düşükse Alzheimer fazladır. Kadınlarda daha çok görülüyor çünkü kadınlar erkeklere göre daha uzun yaşıyorlar. Ailenizde ileri yaşta Alzheimer çıktıysa bu genetik geçiş demek değildir. Ailenizde kırklı yaşlarda Alzheimer varsa genetik riski var ama şu var ki; yüzde beş ila yüzde yedi oranında genetik geçiş vardır, diğerleri genetik değildir.”</p>

<h1><strong>Tamamen Ortadan Kaldıran Bir Tedavi Henüz Yok</strong></h1>

<p>Tedavide şikayetleri azaltan ilaçlar ve bantlar kullanıldığını ancak kesin çözümün henüz bulunmadığını belirten Şahin, “Umut var mı? Umudumuz var, tamamen tedavi edecek ilaçlar çıkacak ama o gün bugün değil maalesef,” dedi.</p>

<h1><strong>Demans Yüzde Kırk Beş Oranında Engellenebilir</strong></h1>

<p>Korunma yollarını yaş gruplarına göre ayıran Prof. Dr. Şahin, İzmirlilere şu tavsiyeleri verdi:</p>

<p>“Demans yüzde kırk beş oranında engellenebilir. Korunmak için; küçük yaşlarda yüksek eğitim, orta yaşlarda kolesterolü düşürmek, işitme kaybını azaltmak, depresyonu tedavi etmek, egzersiz yapmak ve diyabet/tansiyon kontrolü önemlidir. Altmış beş yaşından sonra ise sosyal izolasyondan kaçınmak, hava kirliliğinden korunmak ve görme kaybını tedavi ettirmek riski azaltır. Yeni şeyler öğrenmek, halk dansları, koroya katılmak ve tazelenme üniversitelerine devam etmek zihni korur. Ayrıca her salı Tarihi Asansör binasının orada bulunan Alzheimer Derneği ziyaret edilebilir.”</p>

<p>Kare Fuarcılık tarafından düzenlenen bu önemli buluşma, yedi şubat tarihine kadar İzmir Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/unuttugunuzu-unutuyor-musunuz-iste-alzheimerin-asil-kritik-esigi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/alzheimer-hastasi-yakini-olanlar-icin-10-oneri-111204-204.png" type="image/jpeg" length="57878"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından 'vitamin' uyarısı!]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-vitamin-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-vitamin-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda vitamin ve mineral takviyelerinin kullanımında artış yaşandığını söyleyen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Necip Çetiner, “Toplumda, ‘ne kadar çok vitamin, o kadar sağlık’ gibi son derece yanlış bir algı var. Vitaminler, eksiklik durumunda hayat kurtarıcı olabilirken, gereksiz ve kontrolsüz kullanıldığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Necip Çetiner, kontrolsüz vitamin kullanımına dair uyarılarda bulundu.</p>

<p>Çetiner “Özellikle A, D, E ve K gibi yağda çözünen vitaminler vücutta birikir. Fazlası karaciğer hasarı, böbrek sorunları, kalp ritim bozuklukları ve hatta zehirlenmelere neden olabilir. Diğer grup vitaminler, suda eriyen özellikle B vitamini grubunda toksik etkiler genelde daha nadir görülür. Yani baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, cilt değişiklikleri, bazen kemik yoğunluğunda azalma gibi ve daha birçok fonksiyonu etkilediği için vücutta her türlü yan etkiyi fazlasıyla görebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>

<h1><strong>‘B12 FAZLA DOZDA ALINDIĞINDA ÇEŞİTLİ YAN ETKİLER GÖRÜLEBİLİR’</strong></h1>

<p><br />
Pandemi sonrası bağışıklık kaygısıyla vitamin kullanımının arttığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Necip Çetiner, “Hastalarımın önemli bir kısmı kan tahlili yaptırmadan, kulaktan dolma bilgilerle birden fazla takviyeyi aynı anda kullanıyor. Oysa bu durum bağışıklığı güçlendirmek yerine tam tersine vücudu yorabiliyor. Eğer ihtiyaç olmadığı halde fazla vitamin aldıysak bunların toksik etkilerine maruz kalma durumu olur ve kişinin hassasiyetine bağlı olarak çeşitli organlarda çeşitli zararlar ve kayıplar olabilir. Bunları tam olarak isimlendirmek mümkün değil ama genelde baş ağrısı, baş dönmesi, cilt değişiklikleri, nadiren de olsa alerjik belirtiler şeklinde. Saç dökülmesi şeklinde de kendisini gösterebilir. En çok bilinçsizce kullanılan vitamin;B12. Tahlil yaptırmadan B12 fazla dozda alındığında cilt rahatsızlıkları başta olmak üzere çeşitli yan etkiler görülebilir. B12 seviyesi çok düşük olan hastalarda da paranteral yani iğne formunda tedaviler daha fazla tercih edilir.” diyerek hekim kontrolüne dikkat çekiyor” dedi.</p>

<h1><strong>‘SEBZE-MEYVE VİTAMİNİN YERİNE GEÇEMEZ’</strong></h1>

<p><br />
Uzm. Dr. Çetiner, “Maalesef günümüzde sebze-meyvenin yetersiz olduğunu gösteren birçok kanıt var. Belki 2000'li yıllardan önce yediklerimiz vitaminlerin yerine geçerdi. Ancak günümüzde sağlıklı beslendiğini düşündüğümüz kişilerde bile vitamin eksiklikleriyle çok sık karşılaşıyoruz. Kuvvetle muhtemel yeterli gıda kalitesine sahip değiliz” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h1><strong>‘DOĞAL OLAN HER ZAMAN ZARARSIZ DEĞİL’</strong></h1>

<p><br />
Vitaminlerin ‘doğal’ olduğu için zararsız sanıldığını söyleyen Uzm. Dr. Çetiner, “Doğada bulunan her madde güvenli değildir. Vitaminler de yanlış dozda alındığında ilaç yan etkileri gösterir. Vitaminler ne mucize ne de düşman. Doğru kişide, doğru dozda ve hekim kontrolünde kullanıldığında şifadır; aksi halde sessiz bir zehre dönüşebilir” ifadelerini kullandı.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/uzmanindan-vitamin-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2026/02/ebb7cb2a-20d7-4587-a1c8-10760b469bf7.webp" type="image/jpeg" length="72452"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazlı içecekler uykusuz bırakıyor]]></title>
      <link>https://www.gundemebakis.com/gazli-icecekler-uykusuz-birakiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gundemebakis.com/gazli-icecekler-uykusuz-birakiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni yapılan bir araştırmaya göre işlenmiş hazır gıdalar, gazlı içecekler ve enerji barları gibi ürünler kronik uykusuzluğa neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşlenmiş hazır gıdaların obezite, diyabet ve kanserle olan bağlantıları bilinirken, yeni araştırmalar gazlı içecekler ve enerji barları gibi ürünlerin de kronik uykusuzluk sorunlarına neden olduğunu ortaya çıkardı. Hazır gıdalar, renklendiriciler gibi kimyasal katkı maddeleri içerirken, vitamin ve lif bakımından düşük.</p>

<p><strong>KRONİK UYKUSUZLUĞA NEDEN OLUYOR</strong></p>

<p>Son araştırmalar, bu gıdaların obezite, kalp hastalığı, diyabet ve bağırsak kanseri gibi toplamda 32 hastalıktan sorumlu olabileceğini öne sürdü. Fransa’daki Sorbonne Paris Nord Üniversitesi’nden araştırmacılar, bu gıdaların sağlık üzerindeki etkilerinin yanı sıra insan uykusunu da etkileyebileceğini ve abur cubur kategorisindeki gıdaların kronik uykusuzluğa neden olduğunu tespit etti. Yaklaşık 40 bin yetişkinin beslenme ve uyku düzenleri analiz edildikten sonra işlenmiş gıda tüketimi ile&nbsp;kronik uykusuzluk&nbsp;arasında anlamlı bir oran elde edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KALİTELİ UYKU SAĞLIKLI BESLENMEDEN GEÇİYOR</strong></p>

<p>Konuyla alakalı Columbia Üniversitesi’nde beslenme ve uyku bilimcisi olan araştırmacı Marie-Pierre St-Onge, “Giderek daha fazla gıdanın yüksek oranda işlendiği ve uyku bozukluklarının yaygın olduğu bir zamanda, beslenmenin uyku üzerindeki etkisini değerlendirmek önemliydi. Araştırma ekibimiz önce&nbsp;Akdeniz diyeti&nbsp;gibi sağlıklı beslenme tipinin uykusuzluk ve kötü uyku kalitesini azalttığını tespit etti. Ardından yüksek karbonhidratlı diyetlerin uykusuzluk sorununu artırdığını bildirdi” dedi.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gundemebakis.com/gazli-icecekler-uykusuz-birakiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jun 2024 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gundemebakiscom.teimg.com/crop/1280x720/gundemebakis-com/uploads/2024/06/6668ab455a540ded67733f2b.webp" type="image/jpeg" length="67817"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
