Hale YILDIRIM / GÜNDEME BAKIŞ - Veysel Şahin, bilinmeyenlerini GÜNDEME BAKIŞ’a anlattı. Geniş bir aile içinde geçen çocukluğunu, köy hayatını, Ülkü Ocakları’yla tanışmasını, 80 darbesinin ailesinde bıraktığı derin izleri ve Türk milliyetçiliği davasına adadığı ömrünü samimiyetle paylaşan Şahin, siyasetin kendisi için bir makam değil bir hayat biçimi olduğunu söyledi.
Çocukluk yıllarını anlatırken zaman zaman duygulanan Şahin, köy hayatını şu sözlerle anlattı:
“BÜYÜK BİR AİLENİN İÇİNDE BÜYÜDÜK”
Biz geniş bir ailenin içinde büyüdük. Büyükçe bahçeli, geniş avlulu bir evimiz vardı. Dedem, babaannem, amcalarım, halalarım, kuzenlerimiz… Aynı bahçenin içinde ayrı evlerde ama aynı sofranın etrafında yaşayan büyük bir aileydik. Ben ailemin ikinci çocuğu, dedemin ise 15’inci torunu olarak dünyaya geldim.
İlkokul birinci sınıfı Köyümde kuzenlerimle birlikte okudum. Daha sonra babamın işi nedeniyle ilçeye taşındık. Ama köyle bağımız hiçbir zaman kopmadı.
“YENİ DOĞAN KUZULARI SEYRETMEYİ ÇOK SEVERDİM”
Yaz gelir gelmez soluğu köyde alırdık. Bayramlarda, tatillerde fırsat buldukça köye giderdik. Tarlalarımız vardı, ekip biçmeye devam ederdik. Hafta sonları tarlaya gider, işlere yardım ederdik.
Hayvanlarımız vardı. Özellikle yeni doğan kuzuların ayağa kalkmaya çalışmasını izlemeyi çok severdim. O saf hali, o masumiyeti görmek çocuk aklımla bile bize Allah’ın nasıl büyük bir nimet verdiğini düşündürürdü.
“KÜÇÜK YAŞTA ÇALIŞMAYA BAŞLADIK”
Bizim oralarda herkes üretirdi. Kimse boş durmazdı. Yaz tatillerinde biz de kendi harçlığımızı çıkarmak için çalışırdık. Çeşitli işlerde çalıştım. Daha sonra lise yıllarında inşaatta çalışmaya başladım. O gün bugündür de rızkımı inşaat işlerinde kazanmaya devam ediyorum.
“HAYATIMA YÖN VERECEK ÇİZGİ 15 YAŞIMDA OLUŞTU”
Ortaokul yıllarında memlekette sağ-sol hadiseleri başlamıştı. Ağabeylerimiz, amca çocuklarımız siyasetin içindeydi. Biz de kendimizi o atmosferin içinde bulduk.
O dönem siyaset bugünkü gibi bireysel tercih değildi. Mahallenin, sokağın, çevrenin ortak hissiyatı vardı. Ben daha 15 yaşındaydım ama tarafımı belli etmiştim. Liseye başladığımızda artık okul yoluna bile tedirgin çıktığımız dönemlerdi. İstediğin gibi dolaşma hürriyetine bile sahip değildin.
“ÜLKÜ OCAKLARINA GİRDİĞİMİZDE ‘BİZİM YERİMİZ BURASI’ DEDİK”
O dönemlerde sol çevrelerin en yoğun propagandası Darwin teorisi üzerinden yürütülürdü. ‘İnsan maymundan geldi’ derlerdi. Ezanın hoparlörle okunmasına bile karşı çıkarlardı.
Bizim buna itirazımız siyaseten değil, inancımız gereğiydi. Çünkü mesele doğrudan dinimize, manevi değerlerimize yönelmişti.
Bir süre sonra ilçemizde Ülkü Ocakları kuruldu. İlk girdiğimiz anda “Bizim yerimiz burası” dedik. Çünkü orada bizi anlatıyorlardı. İnandığımız değerleri, yaşam biçimimizi, millet sevdamızı anlatıyorlardı.
Orada büyük bir aidiyet hissettik. Hayatımızın merkezi oldu. Lise yıllarımız ocakta geçti ve bir daha da yollarımız hiç ayrılmadı.
“80 DARBESİ AİLEMİZE BÜYÜK ACILAR YAŞATTI”
1980 darbesi bizim ailemizde çok derin yaralar bıraktı. Üç ağabeyim darbecilerin hukuksuz mahkemelerinde yargılandı ve cezaevinde yattı.
O günlerin travmasını ailece uzun yıllar üzerimizde taşıdık. Çok zor günlerdi. Allah milletimize bir daha o günleri yaşatmasın.
“AYNI MAHALLEDE YAŞADIĞIMIZ İNSANLARI BİRBİRİNE DÜŞMAN ETTİLER”
Çorum’da sağ-sol hadiseleri çok sert yaşandı. Dün aynı sofraya oturduğumuz, komşuluk yaptığımız insanlar bir anda birbirine düşman hale getirildi.
Bugün dönüp baktığımızda insanların nasıl büyük oyunlara getirildiğini daha net görüyoruz. Oyuna gelenler de yıllar sonra “Biz ne yapmışız” demeye başladılar.
Ama bizim tavrımız, inancımız, yaşam biçimimiz hiçbir zaman değişmedi.
“20 YAŞINDA EVLENDİM, İYİ Kİ DE EVLENMİŞİM”
Ben çok genç yaşta evlendim. O dönem aileler çocuklarını erken yaşta yuva sahibi yapmak isterdi. Ben 20 yaşında evlendim ve iyi ki de evlenmişim diyorum.
Bugün insanlar çok geç yaşta evleniyor. Çocuk sahibi olmayı erteliyor. Birçok insan anne-baba olmanın, torun sevgisinin ne olduğunu yaşayamadan hayatı geçiriyor.
Ben dünyanın en lüks restoranını bile evimde çocuklarımla içtiğim bir tas çorbaya değişmem. Evdeki huzurun yerini hiçbir şey tutmaz.
“OĞLUMUZA DEVLET İSMİNİ VERMEK ORTAK BAŞKALDIRIMIZDI”
1996 yılına kadar Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptım. O dönem üç kızım vardı. “Bir oğlumuz olsa ne güzel olur” derdik.
Ülkü Ocakları İl Başkanlığını bıraktıktan sonra Başbuğumuzun vefatıyla kurultay süreci başladı. İzmir’de birçok arkadaşımız farklı tavır aldı ama biz arkadaşlarımızla Devlet Bahçeli’den yana tavır koyduk.
Tam o süreçte eşimin hamile olduğunu öğrendik. Ankara’daki kurultay sırasında eşimin rahatsızlandığı haberini alınca apar topar İzmir’e döndüm. Hastanede sabaha karşı iki büyük mutluluğu aynı anda yaşadım. Hem kurultayın sonucu geldi hem de oğlumuz sağlıklı şekilde dünyaya geldi.
Oğlumuza “Devlet” ismini vermek bizim ortak kararımızdı. Sadece bir isim değildi; bizim inancımızın, duruşumuzun ifadesiydi.
“ÜLKÜ OCAKLARINDA ÇAYCILIK DA YAPTIK”
Benim açımdan “İl Başkanlığına giden süreç” diye özel bir yolculuk yok. Biz hayatımız boyunca davanın içinde olduk.
Karşıyaka Ülkü Ocağı’nı arkadaşlarımızla birlikte kurduk. Kurucu başkanlığını yaptım. Daha sonra İzmir Ülkü Ocakları Başkanlığı görevine getirildim.
Ocakta çaycılık da yaptık, afiş de astık, nöbet de tuttuk. Partimizin mutfağında ne görev verilirse yaptık.
Partimiz bizim için sadece siyaset değil, bir yaşam biçimiydi.
2019 yılında da İl Başkanlığı görevi tevdi edildi. O günden bu yana davamıza, teşkilatımıza ve milletimize hizmet etmeye çalışıyoruz.
“BİZ MÜCADELEMİZİN SONUCUNU GÖREN KUŞAĞIZ”
Bugün Türk milliyetçiliğinin nereden nereye geldiğini adım adım görmüş biriyim.
Bir zamanlar yüzde 1’lerden konuşulan Türk milliyetçiliği fikrinin bugün devlet yönetiminde belirleyici hale geldiğini görmek bizim kuşağımıza nasip oldu.
Biz ezanın Türkçe okutulduğu dönemleri de gördük, bugün devletin zirvesinde inancını özgürce yaşayan insanları da görüyoruz.
Bir spor müsabakasında on binlerce insanın bozkurt işareti yaptığı, bayrağına sahip çıktığı günleri görmek bizim için büyük bir mutluluk.
Genel Başkanımızın ferasetiyle Cumhur İttifakı’nın kurulmasıyla birlikte Türk milliyetçiliği devlet aklıyla yeniden buluştu. Terörsüz Türkiye hedefiyle de bu süreç yeni bir aşamaya taşındı.
“BAYRAM GELENEKLERİMİZİ YAŞATMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Eski bayramları elbette özlüyorum ama biz geleneklerimizi yaşatmaya devam ediyoruz.
Biz yıllardır bayramlaşmayı bayramın ikinci günü saat 14.00’te yapıyoruz. Çünkü bizim teşkilatımızdan başka kimsemiz yok.
Benim anam hangi yemekleri yapıyorsa bugün bizim evde de aynı yemekler yapılır. Sarmasıyla, baklavasıyla, bayram hazırlığıyla o gelenek aynen devam eder.
Çünkü bizi ayakta tutan şey sadece siyaset değil; ailemiz, kültürümüz, inancımız ve birbirimize olan bağlılığımızdır.
ŞAHİN’DEN BAYRAM MESAJI
“Tüm İzmirlilerin, aziz milletimizin ve Türk-İslam âleminin mübarek bayramını yürekten kutluyorum.
Dünyanın; mazlumların gözyaşı dökmediği, Müslümanların zulüm görmediği, çocukların ölmediği bir iklime kavuşmasını diliyorum.
Müslümanın Müslümanı kırmadığı, emperyalist ve siyonist odakların İslam coğrafyasına yön vermeye cesaret edemediği güçlü bir birlik iklimi temenni ediyorum.
Bayramın milletimize huzur, kardeşlik ve birlik getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.”