İKKB Başkanı Serter: ‘İzmir’deki yaşam tarzı tüm Türkiye’ye yayılmalı’
banner196

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığımız bu hafta Murat Şahin ile Ekonomi Sohbetleri’nde Huriye Serter konuk oldu.

Huriye Hanım biraz kendinizi anlatır mısınız? İş hayatınız nasıl başladı, iş hayatınızda bugüne kadar neler yaptınız?

9 Eylül Üniversitesi Müzik Eğitimi Şan Bölümü mezunuyum. Üniversiteyi bitirdiğimde hemen evlendim. Opera sanatçısı olmayı hayal ederken oğlum doğdu ve üç yaşına gelene kadar onunla birlikte ben de büyüdüm. 1988 yılından bu yana iş dünyasındayım. Adı Proje İnşaat Şirketinin ve ofis mobilyaları sektöründeki Serter Büro Mobilya’nın kurucu ortağı ve yöneticisiyim. Ayrıca şu an 24 iş ve meslek sahibi kadın arkadaşımla yen bir yolculuğa başlıyor,  Ekolojik Girişimler Kooperatifini kuruyoruz.

Sivil toplum kuruluşları ile tanışmanız nasıl oldu, hangi sivil toplum örgütlerinde hizmet verdiniz? Son olarak İKKB Başkanlığı öykünüzü anlatır mısınız?

Sivil toplum kuruluşlarıyla tanışmam oğlum MEV Lisesinde okurken MEV Genel Müdürünün teklifi ile  Milli Eğitim Vakfı Spor Kulübü genel sekreterliği ile başladı. O tarihe kadar ne STK’larla ne de sporla a hiçbir ilgim olmadığı halde bu görevi ilgiyle ve severek yaptım. Ardından yine aynı okulda koruma derneği başkanlığı yaparken 2004 yılında arkadaşlarımla birlikte Güzelbahçe Rotary Kulübünü kurduk ve 2010 yılında kulübümün başkanlığını ve ardından 2440. Bölge Federasyon Başkan Yardımcılığı ve pek çok Bölge Görevi Liderlikleri yaptım. 2009 yılında İZİKAD üyesi oldum. 2016-2020 yılları arasında İZİKAD Başkanlığı yaptım. Dokuz Eylül Üniversitesi Aile Araştırmaları Merkezi Danışma Kurulu Üyeliği, Ege Inner Wheel Derneği üyeliği gibi  görevlerimin ardından halen ; TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu Üyesi, Barış Çocuk Senfoni Orkestrası Derneği Üyesi, BASİFED (Batı Anadolu Sanayici İş Adamları Federasyonu)  Yönetim Kurulu Üyesi, Efes Bilim Sanat Derneği üyesi, Dünya Kenti İzmir Derneği kurucu üyesi ve İzmir Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı olarak gücüne çok inandığım  Sivil Toplum Örgütlerinde çalışmalarımı büyük bir istek ve sevgiyle sürdürüyorum.

İKKB Başkanlığım sürpriz oldu aslında. Hiç hedeflerimde yokken İZİKAD Başkanlığım sırasında İKKB’nin yöneticilerinden gelen başkanlık teklifini  kabul etmemle bu süreç başladı. 38 dernekle devir aldığımız İKKB bugün 50 derneğimizle çalışmalarını sürdürüyor.

50 derneğin bünyesinde yer aldığı İKKB’nin Başkanı olarak başkanlık süreciniz boyunca neler yaptınız. Ne gibi projelere imza attınız kısaca bilgi verebilir misiniz?

Ben çalıştığım bütün STK’larda ve aynı zamanda iş dünyasında yönetim değil yönetişimin gücüne inanmışımdır. Onun için liderliğini yaptığım her STK’da takım çalışmasının verimliliği, ben değil biz olmanın karşılığı o kurumu başarıya taşımıştır. Aslında benim en büyük şansım yönetim kurullarımın ve üyelerimin çok güçlü ve deneyimli kadınlardan oluşmasıdır. Ortada bir başarı varsa onların başarısıdır.

İKKB başkanlık sürecimin 1.5 yılı dolmak üzere. Bu süreç içinde her kurumda öncelikli yaptığım işi yaparak İKKB çatısı altındaki derneklerimizin başkan ya da temsilcileri ile dostluk geliştirdik. Çünkü dostluk olursa projeler mutlaka olur. Hepsi de duayen, kendini kadın sorunlarının çözümüne adamış deneyimli kadınlar. Birlikte pek çok etkinlik ve proje yapıyoruz. Konak Belediyesi ile belediyeden daha önce kurslar almış bunu işe dönüştürmek isteyen kadınlar için Girişimcilik Atölyesi e-okul açtık. Halen devam eden projemiz Mayıs ayında sona erecek fakat 2. Kısmı Eylül ayında tekrar başlayacak. Yine sürdürülebilir bir projemiz olan Liderlik Eğitimlerimiz var. Her ay bir eğitimimiz gerçekleşiyor. Bizim için çok önemli olan 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Gününde yine Konak Belediyesi ile birlikte Panel düzenledik., 5 Aralık Türk Kadınına Seçme ve Seçilme hakkının verildiği günün yıldönümünde TBMM’deki partilerin kadın vekil temsilcileri ile büyük bir toplantı düzenledik. 17 Şubat Medeni Kanunun Kabulü, 9 Eylül İzmir’in Kurtuluşu,  14 Ocak Atamızın annesi Zübeyde hanımın ölüm yıldönümü gibi bizim için özel olan tüm günlerde törenler yaptık, toplantılar düzenledik. Kadınlar gününde Ankara’ya giderek Anıtkabir ziyareti gerçekleştirdik. Canan Tan, Gülsün Blgehan Toker, Özden Toker, Şafak Pavey, Meral Akşener gibi özel konuklarımızla toplantılar gerçekleştirdik. Belediye Başkanlarımızı toplantılarımızda konuk ettik. Bakanımız Sayın Işılay Saygın anısına bundan sonra her yıl yapmayı planladığımız bir yarışma’nın ilkini gerçekleştirdik. Yılın en’lerini seçtik. Burada da gençlere fırsatlar sağladık. Son olarak, üniversitede okuyan kız ve erkek öğrencilerimizden oluşan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda çalışan Dijital Yerliler Akademisi’ni kurduk. Tüm komisyonlarımızı düzenledik ve çalışır hale getirdik.

Pandemi döneminde faaliyetlerinizi nasıl sürdürdünüz, Pandemi dönemi  sivil toplum kuruluşlarının iş yapış şekillerinde ne gibi farklılıklar yarattı?

Biz sadece ilk ay( geçen yıl Mart ayında) biraz bocaladık ve ne yapacağımızı bilemedik. Ama ardından hemen organize olduk ve online sisteme geçtik. Öncelikle tüm İKKB üyelerimize açık  zoom uygulamasında  toplantı nasıl yapılır eğitimi verdik. Biraz zorlandık. İlk zamanlar katılım daha az oldu ama hemen bunu aşarak her şeyimizi online süreçte yönetmeye başladık. Yüz yüze yapabileceğimiz her şeyi şimdi online olarak hatta daha büyük bir katılımla gerçekleştirebiliyoruz. İzmir dışından hatta yurtdışından eğitimciler ve konuklar alabiliyoruz. Hatta 8 Mart Kadınlar günü dolayısıyla bu yıl Büyükşehir Belediye Başkanımızın da katılacağı, dünyadaki  Türk Kadın Dernekleriyle online bir toplantı organize ettik. Djital çağa ayak uydurmak için Pandemi bizim için bir fırsat oldu.

Sizce Kadınlar sosyal ve iş hayatında yeteri kadar kendilerini gösterebiliyorlar mı? Daha çok yer almalarının önündeki engeller sizce nelerdir?

Kadınlar nüfusun yarısı. Fakat hiçbir yerde, ne sosyal yaşamda, ne siyasette ne de iş yaşamında  temsilde yüzde 50 değiller. Bizim örgütlenerek yapmak istediğimiz, en kısa zamanda kadınların eşit temsilde yerlerini alma çabasıdır. Toplumumuzda ataerkil bir anlayış var ve ev içi sorumluluklar tümüyle kadının görevi gibi görülüyor ve hatta kadınlar da böyle yetiştirilip bunu o kadar içselleştiriyorlar ki çoğu gerçekten öyleymiş gibi düşünüyor, buna inanıyor. Bunun için öncelikle kız ve erkek çocuklarının  eğitimlerine önem verilmesi gerekiyor, Okullarda ve ailede toplumsal cinsiyet rolleri yeniden düzenlenip yeni şekliyle öğretilmesi gerekiyor. Çocuk bakımı, varsa yaşlı ve/veya engelli bakımı, ev işleri kadın ve erkek tarafından paylaşılmalı . Bütün bunlar sadece kadının göreviymiş gibi görülmemeli. Devlet ve özel sektör bu yeni rollere göre çalışma hayatını yeniden düzenlemeli. İş yaşamında kadınların yükselmesi için de fırsatlar sağlanmalı. Şirketler iş planlarını buna göre düzenlemeli. Kadın çalışana yatırım yapılmalı. Yükselmeleri için kurslar, mentorluk vb gibi fırsatlar kadın çalışanlar için de sağlanmalı. Şirketlerin kreşleri olmalı. İşe giderken kadının kafasındaki en büyük problem çocuğunu nereye bırakacağıdır. Sadece bunu çözmek bile kadının işindeki verimliliği çok daha fazla arttırırken sosyal yaşamı için de ona bir zemin sağlamaktadır. Maalesef özel sektörde 150 kadın çalışanı olan şirketlere kreş zorunluluğu olduğu için 151. Kadın çalışanı almamaktadırlar. Bütün bunları düzenleyen yeni yasalara ve yaptırımlara ihtiyaç vardır. Siyasette kadın temsili ise maalesef çok düşük bir seviyededir. Oysa ki kadınların yönettiği ülkelerdeki, yerel yönetimlerdeki başarıları özellikle Pandemi döneminde hepimiz gördük.

Bu engellerin kaldırılması için kimlere ne görevler düşüyor?

Bu engellerin kaldırılması için aslında en büyük görev devlete düşüyor. Ardından üniversiteler, yerel yönetimler, STK’lar, iş dünyası… yani toplumun her kesimine düşüyor. Biz bütün bu kurum ve kuruluşlar bir araya gelip bu soruna çare bulamazsak daha uzun yıllar çözümsüzlüğünü koruyacak, kadın cinayetleri durmayacak, dünyada eşitlik sağlanamayacaktır.

Kadına şiddet, kadın cinayetleri haberleri ne yazık ki her gün basında yer alıyor. Ve bu süre zarfında İstanbul Sözleşmesi de oldukça tartışılıyor. Sizin İstanbul Sözleşmesi hakkındaki düşünceleriniz neler?

Bu konuda söylenebilecek her şeyi söyleyerek kadın dernekleri olarak tepkimizi koyduk ve koymaya devam ediyoruz. Birilerinin bizim sesimizi duyması gerekiyor. Fakat ısrarla duymamaya devam ediyorlar. İstanbul Sözleşmesi eğer uygulanırsa hayat kurtarır. İstanbul Sözleşmesi gibi kadını koruyan bir yasayı kaldırmak isteyenler daha çok kadının erkekler tarafından vahşice öldürülmesine zemin hazırlayacaklarının farkında değiller midir? Kaldırmayı düşünmek yerine daha doğru ve gerçekçi bir şekilde uygulanması için gerekli düzenlemeleri yapmalarını istiyoruz ve hatta bu isteğimizden vazgeçmiyor diretiyoruz.

Peki bu konuda siyasilerin gerekli çalışmayı/ desteği verdiğini düşünüyor musunuz? Özellikle de hükümet kanadı sizi bu konuda tatmin ediyor mu?

Bu konuda çalışmalar yapan, çaba harcayan, bizlerle iletişimde olan siyasiler var elbette. Bizler gerekli yasaların meclisten geçmesi için onlarla işbirliği içindeyiz. Fakat bir yandan da İstanbul sözleşmesinden çıkmak için uğraşanlar da var. Bunları da aklımızın bir kenarına yazıyoruz. Fakat siyasi görüşü birbirinden farklı da olsa inanın İstanbul sözleşmesi ile ilgili kadınlar belki de ilk kez bu kadar birbirimize yaklaştık. Hükümet kanadı tam da bu kadın dayanışmasını görerek bu konuda geriye bir adım atamayacaktır.

Bazı televizyon dizi/filmlerinde kadına yönelik şiddet ön plana çıkmakta, bu şiddeti teşvik edici yayınlar yayınlanmakta. Şiddetin bu denli arttığı toplumumuzda, sizler gibi kıymetli işler başaran, bu ülkenin kadınları için takdir edilen adımlar var. Biz, sizler gibi güçlü kadınlar yerine, ekranlarda bu tip ‘şiddet gören, öldürülen kadınları’ gördükçe, eşitliği nasıl sağlayacağız? Sizin bu konuya yaklaşımınız nedir?

Evet bu konunun bir an önce ele alınması gerekiyor. RTÜK bence görevini yerine getirmiyor. Bu kadar kavga, vurdu, kırdı, dayak, cinayet… hepimizin psikolojisini bozuyor. Ve günün yerli yersiz her saatinde karşımıza çıkıyor. Biz iyi rol modelleri görmek istiyoruz. Çocuklarımızı bu iyi rol modellerle yetiştirmek istiyoruz. Onlar başardıysa siz de başarabilirsiniz mesajını vermek istiyoruz. Bunları seyreden daha fazla erkek buralardan güç alıp daha fazla kadını katlediyor. Çocuklar öyle bir düzen olduğuna inanıp okulda arkadaşına, öğretmenine, büyüyünce eşine şiddet göstermeye başlıyor. Kadınlar ‘bak sadece ben değilmişim şiddet gören’ diyerek şiddeti içselleştiriyorlar. Ve bu kötü gidişatı denetlemesi gereken mekanizma bir yaptırım uygulamadıkça bu görüntüler artarak devam ediyor. Eşitliği sağlayabilmemiz de güçleşiyor. Yukarda da söylediğim gibi sadece kadınların sadece aklı başında insanların düzeltmeye çalışmasıyla olmaz. Toplumun her kesimiyle, her kurumuyla bilinçli bir seferberlik gerekiyor.

Kadınların siyasette de yeteri kadar var olmadığını görüyoruz. Bu durum aslında bir dezavantaj. Hem iş hayatında hem de siyasette kadınların daha aktif rol alması, sıklıkla sizlerin de vurgu yaptığı ‘eşitlik’ ve ‘kadın hakları’ konusunda oldukça önemli. Hem kadınlarda hem de isleyişte kırılması gereken bir nokta olduğunu düşünüyor musunuz? Bu konuda, mesajınız nedir?

Evet işleyiş kesinlikle değişmeli. Siyasi partiler yasası kesinlikle değişmeli. TBMM’de yüzde 50 kadın milletvekili olmalı. Ama bu yasaya da sığınılmamalı. Bugün ülkemizde kadın belediye başkanı oranı yüzde 3.2dir. Yerel yönetimler için kadın aday belirlemek isteyen siyasi partiyi engelleyen bir yasa mı var? Bunu içten ve gerçekten istemek gerekir. Sözde kalmamalı. Kadınlara o cesareti verecek mekanizmalar çalışmalı, devreye girmeli. Yıllarca cahil bırakılmış, okutulmamış, erken yaşta evlendirilmiş kız çocuklarından nasıl bir cesaret bekleyebiliriz ki? Daha bilinçli aileler, daha güçlü rol modeller, kadınların birbirinden öğrenmeleri ve bizim gibi eğitici, bilinçlendirici STK’lar…Her şey birbirine bağlı aslında. Biri diğerinin çözümü. Kadınların kıyılara köşelere değil, masalara oturma zamanı geldi artık. Kadınlar daha bilinçli ve daha talepkar. Partilerin kadının güçlenmesini ve eşit temsili ne kadar önemsediklerini artık daha yakından takip ediyoruz. Önümüzdeki seçimlerde toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde seçim stratejisin kurgulayarak eşitlik konusundaki samimiyetini gösteren siyasi partiler bence kazanacak. Kırılma noktası artık çok yakın.

Ülkemizde kadın hakları ve çocuk hakları yeterli derecede korunuyor mu hangi konular da iyileştirme yapılabilir?

Yaslara bakınca korunuyor gibi duruyor. Fakat uygulamada öyle olmuyor maalesef. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde 153 ülke arasında 130. sıradayız. Her 10 kadından sadece 3’ü çalışıyor. Bir İzmir nüfusu kadar kadın ise güvencesiz çalışıyor. Tüm girişimcilerin sadece yüzde 8’i kadın . Her 2 kadından 1’i şiddet görüyor. Çocuk istismarında dünyada 3. Sıradayız. 3 çocuğumuzdan biri istismara uğruyor. Yani onları koruyamıyoruz. Bu durumda hak’tan söz edilebilir mi? İnsan hakları konusuna giren her alanda acil çözüm gerekiyor.

Çalışma hayatında yer alan kadınlarımız için vermek istediğiniz mesaj nedir? Ve buna ek olarak, erkeklere kadınlarımız açısından vermek istediğiniz mesajı da paylaşmanızı isterim.

Çalışma hayatındaki kadınlara şunu söylemek isterim: Kendi ayaklarınızın üzerinde durabilmek en büyük özgürlüktür. Sakın işinizi bırakmayın. Bıraktığınızda geri dönmeniz çok zorlaşacaktır. Eğer evlenmek istiyorsanız iş ve ev hayatınızı dengeleyebileceğiniz, sorumlulukları birlikte paylaşabileceğiniz bir eş seçin. Bu çok önemli. Hayallerinizi asla terk etmeyin. Zorluklar sizi yıldırmasın aksine motive olun, daha çok çaba gösterin ve belirli bir konuma geldiğinizde siz de başka kadınların elinden tutup yukarılara çekin.

Erkeklere ise şunu söylemek isterim: Cinsiyetiniz aklınızın önüne geçmesin. Kaba kuvvetle hiç bir şeye kalıcı çözüm bulamazsınız. Hayatı güzel yaşamak ve tat almak istiyorsanız bu dünyayı paylaşın. Paylaşmak herkes için dünyayı daha adil ve daha yaşanır bir yer yapacaktır.

Siz sivil toplumda çok aktif görevler üstlendiniz, bu görevlerinizi farklı bir kulvar olan siyasette de görevler alarak topluma olan sorumluluklarınızı bu kulvarda da sürdürmek ister misiniz?

STK’lar benim özgürlük alanım ve kendimi en yararlı hissettiğim kulvardır. Ve bu alandaki varlığım hayatımda en büyük yaşam amacım ve çocuklarıma bırakabileceğim en değerli  izdir. Sevgiyle, heyecanla ve ilk günkü aşk’la kadınlar için eşitlik hayalimi gerçekleştirene kadar STK’larda çalışmaya devam edeceğim.

İzmirli kadınlarla ilgili düşünceleriniz nelerdir? İzmirli kadınlar iş ve sosyal hayatta ön plandalar mı yoksa daha yapmaları gerekenler var mı?

İzmirli bir kadın olarak kendimi her zaman çok şanslı görürüm. Bunu başka illere gittiğimde daha iyi anlarım. İzmir’de her zaman kendimizi rahatlıkla ifade edebileceğimiz ortamlar, biz kadınları destekleyen, cesaret veren erkekler , kurumlar , birbirini güçlendiren  kadınlar vardır. Biz İzmir’de bir iş yaparken, sosyal bir ortamda bulunurken cinsiyet ayrımını genelde hissetmeyiz. Bu hem biz İzmirli kadınlardan hem de İzmir’deki bilgi, görgü ve eşitlikçi yetiştirilme tarzından ve İzmirli erkeklerin zihniyetinden, kadına bakış açısından kaynaklanır. İzmirli kadın inatçıdır. Asla vazgeçmez. Tarihteki ilk ayaklanmayı da ekmek zammına karşı çıkarak İzmirli kadınlar yapmış ve sonunda geri aldırmayı başarmışlardır. Bu açıdan da  her zaman öncüdür ve bu yetkinliği ile fark edilir. Ama tabi ki bizlerin de İzmir böyle diyerek bencilce kendimizi soyutlamak gibi bir lüksümüz olmamalıdır. Aksine bunu Türkiye’ye yaymak gibi bir görevimiz, misyonumuz olmalıdır diye düşünüyorum. İzmir’deki bu yaşam tarzı tüm ülkemize yayılmalı ve bu konuda da yine İzmirli kadınlar öncü olmalıdır.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.