Toplantıya TTB Merkez Konseyi 2. Başkanı Pınar Saip, İTO Yönetim Kurulu Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, SES Genel Eş Başkanı Nazan Karacabey, SES Şişli Şube Eş Başkanı Fadime Kavak ve TTB Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Akademisi üyesi Raşit Tükel katıldı.
Açıklama öncesi söz alan Pınar Saip, “Depremin üçüncü yılında hala yaraların sarılmadığını görüyoruz. On binlerce canımızı kaybettik. Yaşananlar bir doğa olayı değil, rant uğruna yaratılmış bir yıkımdır” dedi. Saip, raporun sağlık emekçileri ve halkın katılımıyla hazırlandığını vurguladı. Fadime Kavak ise olası İstanbul depremine dikkat çekerek, “İstanbul’daki sağlık kurumlarının depreme dayanıklılığı ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Depremde en çok ihtiyaç duyulacak olan sağlık emekçilerinin güvenliği sağlanmadan gerçek bir hazırlıktan söz edemeyiz” dedi. Nazan Karacabey ise “Sağlık yalnızca biyolojik bir mesele değildir. Deprem bölgesinde yaşananlar sosyal cinayet niteliği taşımaktadır. Kentler, yalnızca binalar yapılarak yeniden inşa edilemez” ifadelerini kullandı.
Image
‘DEPREM GEÇMİŞTE KALMIŞ BİR OLAY DEĞİL’
Raporu okuyan Raşit Tükel, çalışmanın Adıyaman, Hatay ve Malatya’da yapılan 36 derinlemesine bireysel görüşme ile dört ilde gerçekleştirilen 12 odak grup görüşmesine dayandığını belirtti. Tükel, “Bu çalışma, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında psikososyal sorunların azalmadığını, aksine kronikleşerek yaşamın kalıcı bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Deprem, katılımcılar için geride kalmış bir olay değil; hala süren, kapanmayan ve yeniden deneyimlenen bir süreç olarak yaşanıyor” dedi. Görüşmelerde kamyon sesleri, inşaat gürültüsü, bozuk yollar gibi çevresel uyaranların depremzede yurttaşlara deprem anını sürekli yeniden anımsattığını aktaran Tükel, “Bu hatırlama sadece zihinsel değil; bedensel ve mekansal olarak da yeniden üretilen bir deneyime dönüşmüş durumda” ifadelerini kullandı.
BARINMA ALTYAPI VE ADALET KRİZİ
Tükel, barınma, altyapı ve kamusal hizmetlerdeki sorunların psikososyal iyilik halini tehdit eden başlıca etkenler olduğunu vurgularak “Barınma yalnızca bir çatı meselesi değildir. Konteyner yaşamı; güvencesizlik, bağımlılık, şiddet ve suç risklerini artırıyor. Süregelen altyapı sorunları ise hem fiziksel yaşamı hem ruh sağlığını olumsuz etkiliyor” diye konuştu. Raporda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tüm süreçleri kesen temel bir unsur olduğuna da dikkat çekildi. Tükel kadınların artan bakım yükü ve güvencesizlik nedeniyle kendi ihtiyaçlarını geri plana ittiğini, çocuklar ve gençler açısından ise eğitim kaybı, umutsuzluk ve riskli davranışların arttığı belirtti. Sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşandığını ifade eden Tükel, “Psikososyal destekler süreksiz ve yetersiz. Bu durum hem destek arama isteğini zayıflatıyor hem de ruhsal sorunları derinleştiriyor” diye ekledi. (Cumhuriyet)