Restoranlarda Türkçe menüler, Türk turistlere yönelik Türkçe uyarılar ve her köşe başında karşılaştığınız tanıdık yüzlerle, Cem Yılmaz’ın esprisi bu kez gerçeğin ta kendisi oluyor.
Yaz aylarında Yunan Adaları’na gidenlerin yakından şahit olduğu gibi, artık her yer Türk turistlerle dolu. Adalarda hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Restoranların büyük bölümünde Türkçe menülerle karşılaşmak mümkün. Hatta bazı yerlerde Türk turistlere yönelik kuralların ve uyarıların Türkçe olarak yazıldığını görüyorsunuz. Neredeyse her işletmede Türkçe bilen bir çalışana rastlıyorsunuz.
Yunanistan’a bağlı adalar, başta Sakız olmak üzere, özellikle bu yaz Türk turistlerin akınına uğruyor. Türkler, limanlarda giriş ve çıkışlarda güneş altında uzun kuyruklarda saatlerce bekleme riskini bile göze alıyor.
Güler yüzlü hizmet anlayışı, görece uygun fiyatlar ve kısa ulaşım mesafesi; Türk turistleri Çeşme, Bodrum, Ayvalık ve Fethiye gibi Türkiye’nin önemli tatil merkezleri yerine Yunan adalarına yönlendiriyor.
Geçtiğimiz hafta sonu Sakız Adası’ndaydık. Plajlardan restoranlara, kültür turlarından çarşılara kadar hemen her yerde Türk turistlerle karşılaştık. Türkiye’de uzun süredir görmediğim kuzenimle, hatta site komşumuzla bile karşılaştık.
Sakız’ın Kordon boyunda yer alan mekanlarda oturanların büyük bölümü Türklerden oluşuyordu. Ada işletmeleri, Türk turist yoğunluğundan yakında bıkacaklar gibi görünüyor.
Türk turizmciler ise ağlıyor
Türkiye’de ise uygulanan ekonomi politikalarının maliyetleri artırması ve yıllardır düşürülemeyen enflasyon, turizm sektörünü de doğrudan etkiliyor. Oteller, restoranlar, plaj işletmeleri ve diğer turizm tesisleri; artan personel, enerji, kira, gıda ve finansman maliyetleri karşısında ayakta kalabilmek için fiyatlarını yükseltmek zorunda kalıyor. Bu nedenle Türkiye’de tatil yapmak, ne yazık ki cazibesini giderek yitiriyor. Sonuçta Türkiye’deki işletmelerin kazanması gereken turizm harcaması, komşu ülkenin işletmelerine gidiyor.
Elbette meselenin yalnızca ekonomi politikalarıyla açıklanması da doğru değil. Türkiye’de bazı turizm işletmelerinin müşteriye kısa vadede mümkün olduğunca yüksek harcama yaptırmaya odaklanan, turisti adeta “bir kerelik müşteri” olarak gören anlayışının da bugün yaşadığımız tabloda payı var.
Türk turist artık fiyatı, hizmeti ve gördüğü muameleyi karşılaştırıyor. Üstelik bunu yapmak için uzun mesafeler kat etmesine de gerek yok. Bir feribota binip birkaç saat içinde farklı bir turizm anlayışını deneyimleyebiliyor.
Kapıda vize ve yeşil pasaport uygulamalarının Türk turistlerin Yunan adalarına yönelmesindeki etkisi de ortada. Ancak asıl mesele, Türkiye’de turizm sektörünün neden kendi vatandaşına cazip bir tatil alternatifi sunmakta zorlandığını sorgulamak.
Dövizler yurtdışına gidiyor
Ekonomi politikalarının yalnızca ihracatçıyı ve sanayiciyi değil, turizm sektörünü de derinden etkilediğini, Yunan Adaları’na yönelen Türk turistlerden görmek mümkün.
Sanayi tesislerinin birer birer kapanmasının ardından aynı tabloyu turizm tesislerinde de görmek istemiyorsak; maliyetleri, fiyatları, hizmet kalitesini ve turizm politikamızı yeniden değerlendirmek zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca Türk turistin nereye tatile gittiği değil.
Mesele, Türk turistin harcadığı paranın Türkiye’de mi kalacağı, yoksa komşu ülkelerin ekonomisine mi gideceği. Bizim gibi dış kaynağa ihtiyaç duyan bir ülkede vatandaşlarımızın dövizlerini yurt dışında harcaması, ülke ekonomisine de eksi yazıyor.
Bizlerin, bu eksiyi nasıl artıya çevirebileceğimizi şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.