GÜNDEME BAKIŞ - Kıyı Ege Belediyeler Birliği’nin İzmir’de düzenlediği afet söyleşisinde konuşan AKUT Kurucusu Nasuh Mahruki, deprem gerçeğine karşı toplumun her an hazırlıklı olması gerektiğini söyledi.
Depremin hayatın her anında karşılaşılabilecek bir gerçek olduğunu vurgulayarak, “Hepimizin her an deprem olacakmış gibi hazır olmasında fayda var. Hepimiz gezip turizm faaliyeti yapıyoruz, deprem her an hepimizi yakalayabilir. O yüzden hepimizin hazır olması gerekiyor” dedi.
AFET YÖNETİMİNDE DÖRT AŞAMALI MODEL
Afetlerle mücadelenin risk ve kriz yönetimi olarak ikiye ayrıldığını belirterek, “Afetlerle mücadelenin temel bileşeni 4 aşamalı bir model. Risk ve kriz yönetimi olarak ikiye ayrılıyor. Hazırlık ve önlem yapmak gerekiyor; kriz yönetiminde ise artık o kriz kucağınızda. Bundan sonra yapabileceğiniz tek şey etkin ve doğru müdahale. Kriz yönetimin son safhası da iyileştirme. Kriz yönetimi çok pahalı bir safha. Risk yönetiminde harcadığınız bir birim lira, kriz sonrası 36 birim liradan sizi kurtarıyor. Yitip giden canlardan, kaybolan canlardan, korkunç acılardan bahsetmiyorum bile… Risk yönetimine kaynak aktarmak bu işin en doğrusu” ifadelerini kullandı.
“TABUT BİNALAR TESPİT EDİLİP YIKILMALI”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın mikro bölgelendirme ve riskli yapıların dönüşümüne ilişkin değerlendirmelerine değinerek, “Bu çok önemli. Bazı apartmanlar kesin yıkılacak hatta kendi kendine yıkılan binalar var. Bu tür binalar tabut binalar, yapılması gereken şey o binaları tespit edip amasız ve fakatsız onları yıkmak. Biz bu işi yapmazsak deprem o binaları insanlar içindeyken kesin yıkacak” dedi.
Kentsel dönüşüm ve güçlendirme çalışmalarına dikkat çekerek, “Kentsel dönüşüme ihtiyacımız var. Güçlendirme yapmanın maliyeti yüzde 40’ın üzerine çıkıyorsa güçlendirme değil yıkım tercih ediliyor. Güçlendirmede amaç, ne kadar hasar alırsa alsın binanın taşıyıcı yapısının ayakta kalması ve insanların o binadan yürüyerek çıkabilmesi. Dolayısıyla tabut binaları yıkacak, birçok binayı da güçlendirip insanların yürüyerek çıkmasını sağlayacağız. Önlem almak demek, binanın yıkılmaması demek” diye konuştu.
“AFET YÖNETİMİ MERKEZİ VE YEREL İŞ BİRLİĞİYLE YÜRÜTÜLMELİ”
Afet anında yerel yönetimlerin inisiyatif almasının önemine değinerek, “Bu iş yönetim işidir; merkezi hükümetin işidir. Vergi toplayan o… Bir de yerel yönetimler var, onlar da bu süreçte çok önemli sorumluluklar üstlenmeliler” dedi.
6 Şubat depremlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “6 Şubat’ın bir trajediye dönüşmesinin en büyük sebebi AFAD’ın paralize olması ve kimsenin kimseyle iletişim kuramamasıydı. Ulaşım da bu süreçte büyük probleme dönüştü. İletişim afetlerde olmazsa olmaz bir unsur. 5 büyüklüğünde İstanbul’da kimse kimseyle konuşamıyor. O yüzden GSM operatörlerine hükümetin ‘Benim sana afet anında ihtiyacım var’ diyerek baskı kurması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Müdahale aşamasına ilişkin eleştirilerde bulunarak, “Afet öncesi önlemler ve hazırlıklardan sorumlu Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kapatıldı. 50 ila 60 yıllık devasa tecrübe yok edildi ve tüm sorumluluk AFAD’a verildi. 140 yıllık çadır kuran Kızılay’dan dahi çadır kurma işi alındı” dedi.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin afet yönetimindeki rolüne dikkat çekerek, “Dünyadaki bütün ülkelerde afetlerle mücadele ordularla yapılır. Bir acil durum değil, afetten bahsediyoruz. Uluslararası yardım çağrısı yapıldı ama TSK devreye çok geç sokuldu. TSK’nın derhal ve ivedilikle bu işin başına getirilmesi lazım. Asker barış zamanında afetler için, savaş zamanında savaşlar için mücadele eder. Savaş ve afet koşulları birbirine çok benzer” diye konuştu.
“AFETLER TAKDİR-İ İLAHİ DEĞİL, TAKDİR-İ SİYASİ”
Kamu düzeni ve koordinasyon eksikliğine vurgu yaparak, “6 Şubat’ta Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük afeti yaşadık ama koordinasyon çok kötüydü. Emniyet ve asayiş sağlanamadı, yardım kanalları açık tutulamadı. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olamadı 6 Şubat’ta” dedi.
İmar affı, zemin etütleri ve denetim mekanizmalarına ilişkin eleştirilerde bulunarak, “Tarım alanları imara açıldı. 1999’dan sonra yönetmelikler çıktı, şu anki yönetmelik Japonya ile neredeyse aynı. Ama uygulanıyor mu, uygulayanlar denetleniyor mu? Türkiye’de zemin etütleri yıllarca yüzeysel yapıldı. Binayı nereye yapacaksanız oradan zemin etüdü alacaksınız. Deprem ve afetlerden ölmek takdir-i ilahi değil, takdir-i siyasi” ifadelerini kullandı.
İLK 24 SAAT HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR
Afet anında yapılması gerekenlere ilişkin bilgi vererek, “Depremden sonraki ilk saniyeler, ilk dakikalar, ilk saatler ve ilk günler çok önemli. Deprem olur olmaz önceden belirlediğiniz güvenli alana geçmelisiniz. Bittikten sonra toz bulutları varsa afet çantanızı alıp binayı terk etmelisiniz. Buluşma yerine gidip ‘Ben geldim beni kaydedin’ demelisiniz. İlk 12 ila 24 saat en kritik zaman dilimi. En çok insanı ilk dakikalar ve ilk saatler kurtarırsınız. Dördüncü günden sonra mucizeye oynarsınız” dedi.
Toplumsal bilinç ve eğitim vurgusu yaparak, “Temel afet bilinci ve eğitimi almak çok önemli. O süreci komşularınızla ve çevrenizdeki insanlarla yürüteceksiniz. Şimdiden onlarla tanışmakta ve bir arada olmakta fayda var” ifadelerini kullandı.